29 Ocak 2016 Cuma

                          

İzmir Konak Belediyesi Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi aslında İzmir'in ilk açılan butik müzesi olduğu gibi, hayatımızın ilk vazgeçilmezlerinden olan oyunlarımızın, oyuncaklarımızın anlatıldığı bir masal dünyası adeta. Müze kaybettiğimiz İzmirli Seramik Sanatçısı Ümran Baradan'ın gezdiği ülkelerden topladığı oyuncakları ve müzenin tarihi binasını bağışlaması ve İstanbul Oyuncak Müzesi'nin kurucusu yazar şair Sunay Akın'ın katkıları ile açılmıştı. Konumu gereği butik müzeler içinde en güzel manzaraya sahip olan oyun ve oyuncak müzesi belki de ''Çocuklar en güzelini hak eder!'' sözünü de doğruluyor!


Müzeye girer girmez kendinizi oyuncak dolusu geniş, aydınlık bir salonda buluyorsunuz. 


Salonda sizi karşılayan ilk oyuncaklardan biri nostaljik araba içinde uyuyan porselen bebek


Hangi çocuğun hayatında Pamuk Prenses ve 7 Cüceler'in önemi yoktur?





 Bursalı olarak Hacıvat ve Karagöz'ü görmek beni mutlu etti, karşısına geçip dakikalarca seyrettim tıpkı çocukluğumda olduğu gibi...


Şu sınıfın ve öğretmenin sevimliliğine bakar mısınız?


Müzede ayrıca kahvenizi içeceğiniz güzel bir kafe var. Minik bahçesinde ise masal karakterlerinizi bulup, onlara sarılabilirsiniz.

İçimizdeki çocukların korunduğu bu tür özel müzelerin artması, kültürel ve manevi değerlerin korunup, yeni nesillere aktarılması dileği ile...


Adres: Halil Rıfat Paşa No: 31 Varyant Tel: 232 425 75 13


                           Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ









26 Ocak 2016 Salı



Kendi içinde farklı özellikler gösteren; Standart, Minyatür ve Oyuncak türü olmak üzere 3 çeşit kaniş türü vardır. 

Fiziksel görünümlerinde farklar olduğu gibi, enerji ve hareketlilik konusunda da türler arasında davranış değişiklikleri olduğunu söyleyebilirim. Standart kanişlerin neredeyse bir golden kadar boylu poslu olabileceği gibi oyuncak türleri ise 5 Kg mı geçmiyor, genelde!

Toy Poodle (Oyuncak) modeli olan Michael, sokağa çıktığımız zaman sadece çocuklar tarafından değil, yetişkinlerden de aynı tepkileri alır. ''Aaa, oyuncak mı, O?, oyuncak sandık!''

Yanlış değil aslında; gerçekten de bir oyuncağa benzeyen türdür onlar!...

Tüm kanişlerin ortak özelliği sadık, söz dinleyen, eğitime açık , akıllı ve oyun oynamayı seviyor olmalarıdır.

Show köpekleri kategorisinde olan bu cinsler eğitime en uygun ırk olduklarını da ispatlar.

Diğer önemli özellikleri tüy, kıl dökmeyen, salyası akmayan, alerji sorunu yaşanmayan ender cinslerden olmalarıdır. Bu nedenle tıraş edilme ihtiyaçları yoktur, sadece tüyleri aşırı uzadığı zaman simsiyah boncuk gözlerini göremez hale gelirsiniz! Yüzleri ufak, narin, özellikle dişilerinin burunları sivri ve uzundur.

Bebekler ve çocuklarla çok iyi anlaşırlar, oyunu severler fakat saatlerce oyun oynamak isteyecek, kilometrelerce koşmak ihtiyacında olacak kadar enerji patlaması yaşayan bir ırk değildir


Ben kendi işlerimle veya yazılarımla ilgilenirken Michael da saatlerce yanımda yatar, TV seyrederken bana eşlik eder. 

Örneğin, aşağıda küçük yeğenimi sabırla beklerken...

                      

NEDEN KANİŞ (POODLE) TERCİH EDİLEBİLİR?

Herkese göre tercih etme nedeni ya da yaşam şartlarına göre öncelikleri değişebilir. Kimi için tüy dökme sorun olurken, bir başkası için saatlerce dışarıda kalmak istemesi sıkıntı yaratabilir.

Ancak, kısaca şunu söyleyebilirim ki; çalışan biri iseniz, evde tek başına kalabilen, sorun çıkartmayan, bakımı en kolay olan köpek türüdür. Veterinerlerin söylediği ve bizzat benim de tecrübe edindiğim bir gerçek bu!

Akıllı ve zeki oldukları için, her söylediğinizi anlarlar, ancak; işine gelmiyorsa duymamış gibi yaparlar. Yine de zekası yabana atılamaz! 

2.5 yaşındaki küçük bir çocuğun zeka seviyesine sahip oldukları söylenir. 

Kelime dağarcıkları, algılama seviyeleri oldukça yüksektir. 

Gelen gidenin bol olduğu bir evde yaşıyorsanız, herkesle çok iyi anlaşacak, sorun çıkarmayacaktır.

Tuvalet eğitimi konusunda ise Michael çok kısa zaman içinde sabah akşam düzenli olarak dışarı çıkarmak şartıyla, bu sorunu da halletti...


KANİŞLER (POODLE) HAKKINDA MERAK EDİLENLER

- Apartman yaşamında sıkıntı yaratmazlar; çünkü; tüm gün evde yalnız kalabilir, tehdit unsuru bir şey görmedikçe havlamazlar.

- Evet hareketlidirler, eve gelen gidene olursa çok sevinirler. Hele sahiplerinin eve dönüşlerinde kalpleri duracak kadar mutlu olurlar. Ancak; bu hareketlilik evde eşyalara zarar verecek, yıkım yapacak boyutta asla değildir! Kendi çaplarında, durdukları yerde tenis topu gibi zıplar dururlar. 

- İki ayakları üzerinde yürüme özelliğine sahiptirler. Bu nedenle de showlarda kullanılırlar! Bunu yazarken üzülüyorum:(

- Beslenmeleri siz sahiplerine kalan bir konudur. Kuru mama yemeleri tercih edilir. Her cins kadar onlar da masadan yemek konusunda ısrarcı olabilirler! Arsız olup olmamaları sahiplerinin bu konudaki eğitim anlayışına kalmıştır.

- Ev içinde eşyalara zarar veren, kemiren, yaşamı zorlaştıran bir ırk değildir. Hayatınızı renklendirir ve zamanla dostluk bağlarınız kurulur. 

                                          

- Sizden başka kimseye ilgi göstermesini istemiyorsanız, bu    ırk sizin için ideal değildir. Çünkü; kapınıza gelen su  satıcısına da size göstermiş olduğu ilgiye gösterebilir! Yine de  sahibini kıskanma halleri vardır!

- Nadir bir ırktır. Her yerden rahatlıkla sahiplenemeyebilirsiniz. Barınaklardan bulabilmek çok kolay olmayacaktır! Veterinerler aracılığı ile sahiplenmek daha uygundur!

- Mide, kulak rahatsızlıkları ve kalp hastalıklarına yakalanma olasılıkları yüksektir.

- Açık kahverengi, siyah, krem ve kayısı tonlarında tüyleri ile beraber kendilerine has ponpon şeklinde tıraş şekilleri vardır.

- Banyo ihtiyacı ayda 1 kez karşılanır.

- Beslenmesi ise bebeklik çağı geçtikten sonra günde 1 kez yeterlidir.

- Ortalama ömürleri 12-15 yıldır.

- Fransa'nın ulusal köpek ırkıdır.

- Poodle kelime anlamı ile ''Suda oynayan'' demektir.




Fotoğraflar Michael'a aittir!

Can dostlarınızla Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ







14 Ocak 2016 Perşembe



Son İstanbul ziyaretimde uzun süredir yenilenme çalışmaları devam eden Aşiyan Müzesi’ni tekrar gezebilme şansını yakaladım ve yine çok keyif aldım.

Boğaz’ın sevimli semtlerinden biri olan Bebek’te bulunan Aşiyan Mezarlığı’ndan yukarı doğru ilerlerken daha doğrusu tırmanırken nefes nefese kalmamak mümkün değil. Dik bir yokuş sizi Arapça’da yuva anlamına gelen Aşiyan’a çıkarırken, siz de benim gibi ''Tevfik Fikret ne güzel bir yerde yaşamız!'' diye düşünürsünüz, eminim. Ağaçlar içindeki beyaz ahşap tarihi evi görünce ise tüm yorgunluğunuzu unutacak hatta nefesinizi tutarak ayağınızın altında bulunan Boğaz manzarasına dalıp gideceksiniz.



                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

Bol fotoğraf çekimi ile soluk aldıktan sonra sanat ve edebiyat tarihimizde özel yeri olan müzelerden birine girmekte olduğumu yeniden hatırlayarak, heyecanlandım.

Tarihe ve edebiyata ilgi duyanlar Tevfik Fikret’in edebiyatçı ve gazeteci kimliğini hele hele ''Haluk’un Defteri''’ni iyi bilirler. Ancak; üzülerek itiraf etmeliyim ki ben mimarlığını, zanaatkarlığını müzeyi gezerken fark ettim. Demek daha önceki ziyaretimde blogger hassasiyeti ile gezmediğim için olsa gerek bu önemli detayları atlamışım.Şairin çok yönlü, gerçek bir sanatçı olduğunu,elinden her işin geldiğini siz de orada olsaydınız çok iyi gözlemlerdiniz.
                                                                                                                                                                                               

Yazdığı şiirler, kaleme aldığı edebi eserler,  ressamlığını konuşturduğu tablolar  böyle güzel bir evde yani Boğazın en güzel köşelerinden birinde sanatla buluşmuş.

Üç katlı evde kendine ait birçok mimari eser de var, tabloları, elişi çalışmaları özel olarak korunarak, keyifli sunumlar ile sergileniyor. Birinci katta özel eşyaları, Abdülhak Hamit Tarhan’a ait eşyalar, tablolar, fotoğraflar, kadın şairlerimizden Nigar Hanım’ın şahsi arşivi bulunuyor. İkinci katta ise Tevfik Fikret’in çalışma odası, banyosu  ve yatak odası var.

                              

Sis şiirinden ilham alınarak yapılan ünlü ‘’SİS’’ tablosu da bu katta. Zemin katta ise mutfak ve yemek odasını görebilirsiniz.
Ünlü şair Servet-i Fünun’un Dergisi’nde yazı işleri müdürlüğü yaparken dergi Sultan 2.Abdülhamit tarafından kapatılınca bugün Boğaziçi Üniversitesi kampüsü olarak bilinen alanda Robert Koleji’nde öğretmenlik mesleğini yapmış.


Evinin arka kapısı hatta çalışma odasından açılan bir kapı direk çalıştığı binaya ulaşıyor, yani; yaklaşık 5 dakikada masasından kalkıp derse girebilen şanslı öğretmenmiş! Yok, yok! O değil de vakti zamanında onun öğrencileri olabilmek ne büyük şansmış! Kolejden önceki yıllarda ise Ticaret Lisesi ve Galatasaray Lisesi’nde de (Daha sonra müdürlük de yapmış) çalışmış.

Tevfik Fikret’in sanatsal ince zevkiyle döşenmiş bu evde, aksesuarlarını ve elinden çıkmış mobilyaları da görebiliyorsunuz.

Sanatçının evi aynı zamanda Cumhuriyet  Döneminin birçok aydın, düşünür, gazeteci ve edebiyatçılarının bir araya gelerek sohbet ettiği hatta önemli kararlar aldığı buluşma noktasıdır. Hatta evinin müdavimi olan konuklarından biri de benim dedemin amcasının oğlu olan Halit Ziya Bey’dir.(Uşaklıgil)


Aşiyan Müzesi aynı zamanda Türkiye’nin ilk  Edebiyat  Müzesi olma özelliğine de sahip. Dönemin ve evin tüm orijinalliğine sadık kalınarak müzeye dönüştürülmüş olması gezerken sizi o dönemin içine çekiveriyor.
Bir taraftan Abdülhamit Tarhan Dönemi’ni yaşarken bir taraftan boğazın büyüleyen manzarası ile evin arka cephesinde yeşillikler içinde bulunan Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik havası sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor.


1906’dan 19 Ağustos 1915 tarihinde ölümüne kadar eşi Nazime Hanım ile yaşadığı ev daha sonra masraflarını karşılayamadığı için eşi tarafından satılığa çıkarılmış.1940 yılında İstanbul Belediyesi satın almış.
Pencereleri boğaza ve tarihe açılan bu evden ayrılırken ben de edebi bir yolculuktan dönmüş gibiydim…

Tevfik Fikret’in anısına oğlu Haluk’a yazdığı ''Haluk’un Bayramı'' şiirini paylaşmak istedim sizlerle.

Baban diyor ki ''Meserret çocukların. Yalnız çocukların payıdır!''
Ey güzel çocuk, dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin?
Babasız, ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Siyah-ı mateme benzer terane-i idi!
Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;
Çıkar biraz da öksüz giyinsin, eğlensin;
Biraz güzellensin Şu ru-yı zerd-i sefalet…
Evet  meserrettir çocukların payı; lakin sevincinle
Sevinmiyor şu yetim; ağlıyor…
Haluk,dinle!


Müzeye gelen ziyaretçilere müze hakkında bilgi vermek için sesli rehberlik hizmeti mevcut. Giriş ücretsiz.

Adres: Bebek Mah. Aşiyan Yolu PK:34342 Beşiktaş/İstanbul
Ziyaret saatleri: Pazartesi hariç hergün açık.09.00-16.00 arasında açık.

Keyif Dolu Günleriniz Olsun...


Petek Uluğ



8 Ocak 2016 Cuma

          

Bazı şehirlerin simge sokakları vardır. O sokaklar ile anılır şehirler. Hem de öyle büyük de değildir o sokaklar. Dar, küçük ama tarihi bol ara yollardır. Tıpkı İzmir'in Karataş semtinin Mithat Paşa Caddesi'nde bulunan Asansör sokağı veya bugün kullanılan adı ile Dario Moreno Sokağı gibi...                                                                                                                                                                                                                                                     

Peki bu sokak neden bu adı almıştır? Yani Kimdir Dario Moreno? Kendisi Yahudi asıllı bir piyanist ve sinema oyuncusudur. Aydın'da doğan sanatçı daha sonra ailesinin İzmir'e yerleşmesi ile bu sokakta bulunan evinde yetişmiş, ilk konserlerini Kordon'daki klüplerde vermiştir.


Sokağın başında ''Hoşgeldiniz'' der gibi beklerken yakın arkadaşı dünyaca ünlü müzisyen Enrico Macias da sokağın öbür ucunda gitar çalar. Dario Moreno'nun birçok şarkıları Sezen Cumhur Önal ve Fecri Ebcioğlu tarafından Türkçe sözler yazılarak Türk Pop Müziğinde popüler olmuştur. Hangi şarkılar derseniz? ''Deniz ve mehtap sordular seni, neredesin?'' dersem?


İstanbul'da hayatını kaybeden sanatçının mezarı ise annesinin isteği üzerine İsrail'dedir.

Bu minik tarih kokan sokağa girdiğiniz zaman tam karşıda sizi taş bir kule gibi duran ASANSÖR binası bekler.


Asansörle yukarıya çıkarken Sezen Aksu da sizinle beraberdir. Nasıl mı? '' İzmir'in Kızları'' şarkısı yok mu, sürekli o çalar. Sezen dinlerken göreceğiniz manzara ise çok güzel bir İzmir Körfezi'nin kuş bakışı resmidir sanki...


Romantik manzaralı Asansör Restaurant akşam ışıl ışıl İzmir'i görebilmek için de ideal bir mekan. Burada evlilik tekliflerinin yapıldığı özel akşam yemekleri de meşhurdur!


Burada durunca insanın aklına Orhan Veli olsaydı İstanbul için dediğini İzmir adına da dermiydi diye geliyor! ''Sana dün bir kuleden baktım aziz İzmir..''



Bu binanın tarihi özelliği beni çok etkiler. Çünkü tam bir dostluk örneğidir!

Vakti zamanında Karataş bölgesinde bolca taş ocağı bulunduğu için Asansör binası da İzmir'in örnek taş binalarıdandır.

Yine aynı Semtte yaşayan Devidas ailesinin bir üyesinin Karataş'ın ünlü merdivenlerinden düşüp ayağını kırmasından sonra aynı sokağın başında yaşayan aile dostu Nesim Levi'nin aklına dostu için Avrupa'da gördüğü örnekler gibi bir asansör yapma fikri gelir ve Marsilya'dan getirilen tuğlalarla asansör kule inşa edilir.

İnsanın kendisine böyle asansör binası yaptıracak dostu olması ne güzel değil mi?


Bu tarihi kısa sokakta tarihi uzun yolculuğa çıkmanız mümkün. Öyle güzel eski taş evler var ki burada! İnanın hangisini çekeceğimi bilemedim. Bu evlerde umarım insanlar da çok mutludur.

 


Sokağın başında bulunan ASANSiR kafede dönüş molası vererek kahve keyfi yaptım. Burası çok otantik ve nostaljik bir yer. Kafenin zemin katında İzmir ve Ege yöresine ait hediyelik eşyalar satılan bölüm de var..


                       

Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ


KAYNAK :Google









2 Ocak 2016 Cumartesi


Yıllar önce bir dekorasyon dergisinde Barış Manço ile eşi Lale Manço Moda'da antikalarla dolu yaşadıkları evlerini okuyucularla paylaşmışlardı. Ve şimdi bu özel ve güzel evi ziyaret etmek, onu anmak ve anlatmak bana hem hüzün verdi hem de keyif.
Hüzünlendim çünkü; ben onunla büyüdüm, şarkılarını mırıldandım. Eminim ki daha söyleyecek sözleri, besteleyecek şarkıları ve gezip bize anlatacak çok yerleri vardı.
Keyif aldım çünkü; Kadıköy Belediyesi'nin öncülüğünde Belediye Başkanı Selami Öztürk'ün desteği ile Müze danışmanı şair ve yazar Sunay Akın'ın, Sahne tasarımcısı Ayhan Doğan'ın ve Türkiye Halk Bankası'nın katkılarıyla Barış Manço ve eserlerine öyle bir sahip çıkılmış ki işte dedim ''Ölmesine müsaade edilmemiş bir sanatçı ! ''

Tabii ki öncelikle ailesinin müzede sergilenmek üzere verdiği Barış Manço'yu özel yapan kişisel eşyaları olmasa böyle anılarla dolu anlamlı bir müze olur muydu acaba?

Yıllarca Moda denilince akla gelen Barış Manço'nun evi aslında mimari olarak da sıradan bir ev değil. Öncesinde bir İngiliz tarafından özenilerek inşa ettirilmiş bir köşk. Sonrasında Zühtü Paşa'nın torunu Afide Pelin Hanım ev sahipliği yapmış ve en son Barış Manço tarafından satın alınarak, yenilenmiş.

                                   

Köşkün bahçesine girdiğiniz an, Onun hala 7 den 77'ye sevildiğini ve hatırlandığını fark ediyorsunuz. Çok kalabalıktı ve Onu hiç görmemiş çocuklar bile ilgiyle dolaşıyorlardı.

Antreye adım atar atmaz kendisin söylediği şarkıyla karşılandığım için olsa gerek sanki hala yaşadıkları bir evdi ve odalardan çıkıverecek gibiydi. Dergide gördüğüm tüm detaylar muhafaza edilmişti. Öyle ki hatta görevliye ''Doğukan, Batıkan buradalar mı?''diye soracaktım! (Öyle sormadım da ziyarete geliyorlar mı diye sordum ama!)

İsterseniz siz de müzede olduğu gibi yukarıda koyduğum ''Unutamadım'' şarkısıyla dolaşın evinin içinde, odalarında. Ben gereken yerlerde size eşlik edip, bilgi vereceğim.


Evinin önündeki bahçesinde domateeesss, bibeeerrr, patlıcaaanlar ile karşılanıyorsunuz.



Çok sevdiği piyanosu, özenle ve sabırla biriktirdiği antikaları, ödülleri giriş katındaki salonda bulunuyor...





Yemek Odası ve hayatını kaybettiği son dakikalarında son kez kullandığı eşyaları.











Bu evin merdivenleri de tabii ki farklı olmalıydı, tıpkı bir piyanonun tuşları gibi...

                                         

Üst kattaki banyo, yatak odası ve misafir yatak odası.








Üst katlarda ise oğulları Doğukan ile Batıkan'ın odaları ve yine kişisel eşyaları bulunuyor.



Bodrum katında şarkılarını dinlerken; kahvenizi içip, hatıra eşya alabileceğiniz güzel bir kafe bahçe var...

                                          



Ayrıca bu katta Belçika'da kendine verilmiş Şövalye ünvanından esinlenerek ''Şövalye Odası'' adını verdiği bir oda da bulunuyor...



34 BM 77 plakalı arabası tertemizdi ve Barış Manço gelip binecek gibi bekliyordu.

Anı defterinden çocukların da büyükler kadar Onu hala sevdiği belliydi zaten...Yani ADAM OLACAK ÇOCUKLAR oradaydı !..

Evin adresini sorarsanız eğer çok kolay; Moda 81300 sokak ya da İstanbulluların tarif ettiği gibi Meşhur Dondurmacı Ali Usta'ya çıkan sokak üzerinde, karşısında kilise bulunan pembe boyalı köşk. Giriş ücreti 3tl, indirimli ücret 1 tl. Pazartesi hariç her gün açık...

Yaşatılmaya çalışılan, unutulmalarına fırsat verilmeyen tüm sanatçıların ve sanatçılarımızın adına açılan müzeler gibi burası için de çok teşekkürler.

Keyif Dolu Günleriniz Olsun.