23 Şubat 2016 Salı

            

Güzel ülkemde ziyaret edemediğim birkaç şehirden biriydi ADANA. Üniversitede Adana'dan gelen öğrencilerimle sohbet ederken Onlara sorular soruyor ve gitmiş kadar oluyordum. Sonunda geçen bahar bu güzel şehre gidebildim. Ancak; vuslata erince bir rahatlık mı geldi ne, bir türlü yazımı yazıp, blogumda arşivleyemedim. Belki de tadı damağımda kaldı da ondan! Neyse o gün bugünmüş!

             

Adana'ya İzmir'den hava yolu ile ulaşmak yaklaşık 1- 1.5 saat sürüyor, fakat; gidiş ve dönüş saatleri kısıtlı. Uçuş saatlerini ayarladıktan sonra, gökyüzünde sizi tam bir seyir şöleni bekliyor hazır olun. Sakın uykuya, sohbete falan dalmayın!

Çukurova semalarına vardığınızda pamuk tarlalarının cazibesi kadar Çukurova Üniversitesi'ne ait kampüsün yakınlarında bulunan Seyhan Barajı da yukarıdan harika bir görüntü veriyor. 


             

Şakirpaşa Havaalanı'na inince kısa bir süre şaşkınlık yaşamadım dersem yalan söylemiş olurum, çünkü; 5.Büyük şehrimiz olan Adana'nın havaalanı o denli büyük değil. Hatta oldukça küçük! Olsun; şehir öyle güzel ki!
Alanın hemen çıkışında bekleyen, saat başı hareket eden otobüsler ile kısa sürede şehre ulaşabildik. Diğer bir alternatif ise alana yakın mesafede bulunan istasyon garından tren ile şehir merkezine gitmek. Mesafeler çok yakın ve yol boyu gayet keyifli.

Biz tren yolculuğunu ertesi gün yaptık ve şehrin farklı merkezlerini, ana caddelerini bu şekilde daha rahat keşfedebildik!

                              

Adana'ya girer girmez sizi Seyhan Nehri'nin iki yakasını
(Seyhan- Yüreğir) birbirine bağlayan şehrin simgesi tarihi Taş Köprü karşılıyor. Roma Dönemi eseri olan bu köprü kısa bir süre öncesine kadar taşıt trafiğine açıkmış, ancak şimdi sadece yaya geçişine izin veriliyor. Kullanılabilir olan en eski köprülerden biri ünvanını da taşıyor.

Turistlerin fotoğraf çekilmek için doğal platform olarak kullandıkları köprüde her şehrin ana merkezlerinde görmeye alışık olduğumuz işportacılardan bol bol görebilirsiniz.

Otelimiz Seyhan Nehri ve Taş Köprü'yü gören bir konumda olduğu için ben sabahın ilk ışıklarına kadar geleni geçeni ve nehrin sükunetini seyretmiştim.  

                     

                          
      
Şehrin merkezinde, Seyhan Nehri'nin tam karşısında Sabancı ailesinin inşa ettirdiği Sabancı Merkez Camii bulunuyor. Caminin etrafı ise yemyeşil Merkez Park ile çevrili. Hava güzel olduğu için o günlerde park çok kalabalıktı.

       

      

Adana turizme açık bir şehir olduğu için her türlü konaklama imkanına sahip. Seyhan Nehri yakınlarında kalırsanız, köprüyü yürüyerek geçer, fotoğraflarınızı çeker ve hemen arka caddedeki ünlü Kazancılar Çarşısı'na girebilirsiniz. İşte bu çarşı tam bana göreydi. Her türlü eski, nostaljik detayların, bakırcıların, hanların, hamamların, kebapçıların ve turşucuların, şalgamcıların sıra sıra sıralandığı bir kapalıçarşı Tarihi Kazancılar Çarşısı. Geleneksel dokuyu hissetmek, en eski kebapçı adreslerine ulaşmak isterseniz buraya mutlaka uğramalısınız.

O meşhur kebabı kadar şalgamının da lezzeti çok doğal ve farklıydı. Şalgamı anmadan geçersem haksızlık yapmış olurum. 

Kazancılar Çarşısı içinde şehrin tüm yerel havasını soluduktan sonra, yakın civarında Fotoğraf ve Sinema Tarihi Müzesi bulunuyor, aklınızda olsun.

Ayrıca vaktiniz varsa ve havada müsait ise Baraj Bölgesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Şehirde doğal güzelliği yaşayabileceğiniz bölge diyebilirim. Taksi ile ulaşabileceğiniz mesafede.

               
         
              

               

                  

                           

                 

Yukarıda gördüğünüz Üreyir Bölgesi'nde Bossa Tekstil ve Kumaş fabrikasından kalan eski bir baca. Bugün ise Adanalılar için sadece Sakıp Sabancı'yı hatırlatan bir simge.

                 

Adana halkı turist olarak sorduğunuz her soruya son derece ilgili ve samimi yanıtlar vererek ''Ülkemin her köşesi ve her insanı ayrı güzel!" dedirtiyor.

Şehrin konumu bazı çevre illere çok yakın, özellikle komşu il Mersin'e 1 saat gibi kısa bir sürede ulaşabiliyorsunuz. Biz bir günümüzü bu şehre ayırdık ve iyi ki de ayırdık! (O da ayrı bir yazı konusu, tabii!)

Seyahat için en uygun zamanlar Nisan, Mayıs aylarıymış. Biz de Mayıs ayını tercih ettik. Ne terledik, ne üşüdük. Nisan ayında yapılan Portakal Çiçeği Festivali'ni görmek istesem de çok kalabalık olmasından dolayı şehrin güzelliğini yaşayamayız endişesi ile tercih edemedik! 

Ve tabii son olarak oraya kadar gitmişken bici bici tatlısı yemeden dönmeyin. Nedir bici bici? Adana'ya özgü su, nişasta, gıda boyası ve buz ile yapılan bir türlü sulu muhallebi.


Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ






















Etiketler: , , , , , , ,

2 yorum:

  1. Sevgili Petek hanım , yazınızın sıcacık ve duru hali beni Adana'ya kadar götürdü. Uçakla Adana'ya yolculuğu yapmamıştım . Kuşbakışı çektiniz fotoğraflar müthiş.Daha önceleri bir kaç kez gitmiş olsamda / kadrajınıza yakalanmış kareler çok güzel ve detaylı. Maşallah Barekallah size. Emeğinize , yüreğinize, kaleminize sağlık. ������❤️

    YanıtlaSil

Eger yorum yapamıyorsanız, aşağıda "Yorumlama Biçimi" nin yanındaki küçük ok a tıklayarak anonime gelin.Yorumunuzu tekrar gönderin.