27 Nisan 2015 Pazartesi



Ben bitmekte olan bu Nisan ayını çok severim; erguvan ayıdır benim için. Ancak, bu güzel ağaç İzmir'de çok azdır yani sayılıdır. Düşündüm ve fark ettim ki ben onların İstanbul'da Boğaz sırtlarını süslemesini severim. Çünkü Arnavutköy'den çıkıp, Hisar'ın surlarını dolanan bu ağaçlar Emirgan Kasırlarına kadar süsler boğazı. Ve ben de bahara denk gelen ziyaretlerimde bu eflatun resme bayılırım..


Baharın gelişini haber verip, kısa bir misafirlikten sonra yok olan bu ağacın efsanevi bir geçmişi de var. İnanışa göre Hz. İsa'ya ihanet eden havarilerinden biri çarmıha gerilip, kurtulduktan sonra kendini bu ağaca asar ve bunun üzerine beyaz olan ERGUVAN çiçekleri utançtan ya da kandan kırmızıya dönüşür. Ayrıca Bizans İmparatorluğu'nun da rengiymiş dallarındaki eflatun rengi. Asiller giyermiş eflatun rengindeki kadifeleri...



Ege'nin mor begonvillerinden Boğazı'ın ERGUVAN larına selam olsun...



'' İstanbul'da bir Erguvan akşamı
   Gurubun rengini çektim içime.
   Boğazı'da suların ''O gül endamı''
   Çevirdi ruhumu bin bir biçime...''

   YUSUF DURSUN



Keyif Dolu Günleriniz Olsun... 

Petek Uluğ

23 Nisan 2015 Perşembe



Bugün bayramların en sevimlisi, en şenliklisi. Bugün hepimiz çocuğuz sanki! Belki çocukluğumuzun bayramları kalmadı artık ama ülkemizin çocuklarına hediye edilen bir bayram var bu topraklarda! 

Ne mutlu büyüdükçe çocuk kalabilen biz büyüklere!

Ne mutlu içindeki çocuğu hiç kaybetmeyenlere! 

Teşekkürler bu bayramı hediye eden Mustafa Kemal Atatürk'e...

Çocuk denilince hemen aklıma gelen Cahit Sıtkı Tarancı'nın çok sevdiğim bir şiirini çocukluğunu hatırlamak isteyenlerle paylaşıyorum, ama sonra sorularım var sizlere !


ÇOCUKLUK

Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım,
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim
Hiç bitmese horoz şekerim.

CAHİT SITKI TARANCI


Siz de istemez miydiniz hayatınızda bir Affan Dede olsun ve size çocukluğunuzu birkaç saatliğine satsın ? 

İstemez miydiniz kim olduğunuzu unutup, sadece oyuncaklarınızın derdine düşmeyi ?



İstemez miydiniz ''Ama ben çocuğum,bilmem ki !'' diyebilmeyi ?





Keyif Dolu Bayram Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

19 Nisan 2015 Pazar


Sizlerle ilk tanıştığım zaman paylaştığım gezi yazılarımdan biridir İzmir - Kemalpaşa - Nazarköy. Bu köy bana adından dolayı olsa gerek hiç de köy gibi gelmez. Küçüktür ve sanki orada yaşayanlara da hiç nazar değmez, kem göz görmez..
Evlerinin bahçelerinden sarkan renkli renkli nazar boncukları yok mu nasıl şirin görünür. Bayılırım bu boncuklara ben de. Artık nazardan korur mu, korumaz mı onu da pek bilemem ama olsun süs olsun, püs olsun yaşadığım yerde benim...


Geçen haftaki pazar gezimizde yine orası vardı, ama bu sefer sizinle başka bir şey paylaşacağım. Son ziyaretimizde aklımda kalmıştı nazar boncuğunu üreten ustalarla sohbet etmek ve 3-5 soru sormak. Bu  kez hemen TARİHİ SANAT&BONCUK ATÖLYESİ ' ne gittim. O sıcakta nasıl çalışırlar derken içeride ustaları görünce daha da şaşırdım. Çünkü alevlerin ısıttığı ocak öyle sıcaktı ki atölyenin sahibi Hüseyin Karataş ile sohbetimizi dışarıda yapmak zorunda kaldık...


Hüseyin Karataş köyün yerlisi, yani babadan boncuk ustası. Ancak biraz dertliydi. İşini çocukluktan beri severek yapmasına rağmen, ilginin az olduğunu ve teşvik alamadıklarını söyleyerek konuşmamızın daha başında
mutsuz olduğunu hissettirdi bana...

Peteğin Keyif Dükkanı : Bugün bir hayli kalabalık burası Hüseyin Bey. Daha keyifli olmaz mı işler? Köyün tek geçim kaynağı boncuk mudur ? Başka gelir kaynağı yok mu ?


Hüseyin Karataş : Evet ama yeterli değil, bizim için. Eskiden köy halkının % 90 nı bu işlerle gelir sağlarken şimdi %90 nı başka işlerden para kazanmaya çalışıyor. Köyümüzün ayrıca kirazdan geliri var. Ama yine de gençler için geleceklerini garanti altına alacak kadar bir gelir kaynağı değil bunlar.

(Hüseyin Karataş)

Peteğin Keyif Dükkanı : Peki bu işte sizi zorlayan maliyet nedir ? Cam mı?
Hüseyin Karataş : Hayır, odun. Çünkü, ocaklarda kullanılan odun masrafı çok fazla, o belimizi büküyor.

                      



Peteğin Keyif Dükkanı : Bakın o hiç aklıma gelmedi. Öncelikli olarak cam olacağını düşündüm. Ham maddesi nedir boncuğun ? Ve kısaca nasıl yapılır anlatır mısınız ? ( Çok fazla vaktini almak istemedim Hüseyin Bey'in çünkü içeride üretim devam ediyordu...)


Hüseyin Karataş : Ham maddesi cam bilinir ama teknik olarak quartzdır. Yaklaşık 1200 derece sıcaklıkta ısınan fırınlarda çeşitli renklerde cam çubukları kullanılır. Eriyen çubuklar çelik çubuklarına sarılır ve bir maşayla düzleştirilir. Daha sonra şekil verilir ve desen işlenir. Tabi özellikle lacivert ve beyaz cam çubukları tercih edilir. Sonra boncuklar hemen mantar tozuna gömülür ki soğumadan dolayı çatlamalar meydana gelmesin.

(Hüseyin Bey'in eşi)

Peteğin Keyif Dükkanı :  İzlediğim kadarıyla dikkat ve emek isteyen bir iş. Özellikle bu ısıda tüm gün çalışmak zor olmalı. Bildiğim kadarıyla boncuk üreten 2 köyden birisi NAZARKÖY. Geleneksel ve turistik amaçlı kullanılan bir aksesuar olmasına rağmen yine de beklediğiniz ilginin  az olmasının nedeni nedir ?


Hüseyin Karataş : Her şeyde olduğu gibi Çin malı nazar boncukları. Piyasada satılan boncukların çoğu artık Çin'den geliyor ve bizim işimiz de gittikçe azalıyor. Ben de zaten burayı kapatıp Bodrum'a yerleşmeyi düşünüyorum. Zanaatımı gösterebileceğim sunumlar yapmak üzere bir teklif aldım, yazın orada olacağım.



Peteğin Keyif Dükkanı :  Güzel, dükkanımın şubesi yazın Bodrum'da açık olacak ! Oraya da gelir, izleriz sizi !
Peki, Çin malı boncuk ile yerli malı boncuğumuzu nasıl ayırt edeceğiz ? Belki bilmeden benim aldıklarım da Çin malıdır !

Hüseyin Karataş : Bu köyde satılan tezgahlarda bile var ! Çin malı boncuk pürüzsüz ve tam yuvarlak olur. Deliği temiz ve beyazdır. Ancak kendi el emeği boncuklarımızda ufak tefek doğal eğrilikler olur. Ve delikleri karadır yani islidir.

Peteğin Keyif Dükkanı : Günde kaç adet üretim yapabiliyorsunuz ?


Hüseyin Karataş : Çalışmanıza bağlı ama yaklaşık 1000 adet çıkar.


Peteğin Keyif Dükkanı : Ooo, ne kadar çok ! Kolay gelsin Hüseyin Bey, sohbetiniz için de çok teşekkür ederim. Bodrum' da da yolunuz açık olsun. Atölyenizi orada görmek güzel olacak. Eminim yabancı turistlerin çok ilgisini çekecektir...





Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

10 Nisan 2015 Cuma

 
  
Canım tatlı ile ilgili bir yazı yazmak istedi ama öyle geleneksel bir tat değil anlatacağım size. Tadı çocukluğumdan beri çok sevdiğim acıbadem kurabiyesine benzeyen, görüntüleri aynen bizim köpük bezelerimizi andıran renk renk minik biblo gibi duran macaronlar...

                             

                           

Ana vatanı Fransa, babası Laduree olan bu pastel renkli minik topların özü acıbadem tozu. Yumurtanın beyazı, meyve aromaları, şeker ve gıda boyaları ilave edilince bunları elde etmek mümkün. Ancak; bu kadar basit görünse de, tarifi olsa da ayarını tutturmak zor olduğu için size yazmayacağım. Profesyonel ellerden hazırlananları tercih edin derim. 
                      

Son zamanlarda çikolataya alternatif olarak özel günlerde de tercih ediliyor. Farklı bir seçim istersem ben de şık sunumlu bu pastel renkli toplardan hediye olarak götürüyorum. Özellikle bebek kutlamalarında çok sevimli oluyorlar !

                             
                     
                              
                         
                            Özel bir günde bu şekilde sunumu da fena olmaz değil mi ?

                               

Portakallı, limonlu, fıstıklı, kahveli, çikolatalı, çilekli olanları popüler ancak benim favorim tabi ki kahveli olanları. Çay ve kahve ile de çok uygun lezzetleri var...  

                               

Merkezi 150 senelik Paris Laduree (İstanbul'da şube açtı) olsa da İstanbul Baylan ve İstanbul Beyaz Fırın bu konuda çok başarılıdır.

             

            

   


Kraliçe Marie Antoinette bu renkli köpükleri o kadar severmiş ki kedisin adına MACARON vermiş !





Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

6 Nisan 2015 Pazartesi


Dekorasyona ilgi ve merak konusu kişiliğimizin, yaşantımızın ve hayata bakışımızın görselleşme şeklidir. Her konuda olduğu gibi çocukluğumuz bu merakımızın ilk sinyallerinin verildiği yıllardır. Neden mi? Çünkü; oynanan evcilik oyunlarının o minik parçalarında gelecekteki dekorasyon zevkimiz sinyallerini vermeye başlar. Çevrenizde o yaş grubu çocuklar (Erkek çocuklar için de geçerlidir!) varsa gözlemleyin onları, şöyle dikkatli bir bakın! Geleceğin mimarları, iç mimarları veya tasarımcıları olacaklarına dair mutlaka ipuçları verirler! 


Hadi meslek olarak tercih edilmedi diyelim; yine de mümkün mü dekorasyonun üzerimizde yarattığı etkiden uzak durmak? Dedim ya, kendimizi ifade etme şeklidir aslında! Eğer bu konudaki zevkimiz zamanla değişiyorsa, bir önceki  yıl beğendiğimiz tarzı bu yıl tercih etmiyorsak, bir zamanlar klasik tarz tutkunu iken şimdi daha modern tarz içinde yaşamak istiyorsak, sadece akımlardan etkilendiğimiz için olamaz. Aslında biz değişiyoruzdur! Belki  yorulmuşuzdur da rahat, pratik eşyalar istiyoruzdur hayatımızda. Açık, ferah tonlar ile döşenmiş salonda sakinleştirmek istiyoruzdur belki de çılgınlığımızı!



Bazen de hiç değişmez, hep içimizde olandır bu zevk. Örneğin;  ben eskiye meraklı, anılarına düşkün bir oğlak burcu olarak yıllardır eski zamanlara ait ne varsa toplarım. Anneannemden kalan incecik,el yapımı çay fincanlarım ile çay içerken yaşadığım keyfin günümüzde vintage keyfi olduğunu yeni keşfettim. Keşfettim diyorum çünkü; dekorasyon da gelişen, yenilenen ve kendine ait literatürü olan bir alan. Hatta anlam karmaşası var. Örneğin, Vintage nedir? Antika nedir! Retro ile farkı nedir? Ee bir de Shabby Chic var! O ne demektir?



İşte; mesleğim gereği öğrenmek ve öğretmeyi çok sevdiğim için ben de oturdum, çalıştım ve aklıma takılan ayrıntıları paylaşmak istedim. 

İlk olarak benim ve birçok kişinin hayranı olduğu nostaljik duyguları yansıtan vintage ile başlayalım. Kelime anlamı ile ‘’Bağbozumu’’ demek olan vintage nedir?






Geçmiş dönemlere ait özel  parçalara verilen bir terimdir. 1940’lı,1950’li yıllara ait özel parçalar gibi. Veya belirli yıllarda üretilen klasik otomobiller, tasarımlar da olabilir bunlar. Gerçek vintage olabilmesi için bir dönemi temsil etmesi gerekir.Her eşya vintage olmadığı gibi antika da değildir. Çünkü; Antika belli bir yıl geçmişi ve damga gibi şartları gerektiren parçalardır!


‘’Geriye dönüşün’’ çok revaçta olduğu bugünlerde sıkça duyduğumuz Retro tarz ne demek?






Eskimiş veya modası geçmiş tasarımların, eşyaların yeniden modernize edilerek üretilip, günümüze uyarlanarak kullanılmasıdır retro! Bol renkli ve bol desenli olduğu için sıcak, samimi ve cıvıl cıvıl gelebilir. Ancak; biraz da abartılı ve kalabalık bir tarz olduğunu belirtmeliyim.
Son günlerde duymaya başladığınız, duymadıysanız da dikkatinizi çekecek diğer bir tarz ise Shabby Chic tarzıdır





Benim de vintage kadar sevdiğim ve beni tanıyanların ‘’Tam senlik!’’ dediği biraz nostalji, biraz romantizm ve çokça feminenlik kokan bir tarzdır bu. Vintage özelliklerin olmasını gerektirmeyen eskiye ait, uçuş uçuş, pastel ton ağırlıklı tasarımlardır. Danteli, puantiyesi ve fiyonkları ile kısacası kelime anlamı ile ‘’Dağınık şıklık’’ demektir.

Yine de tarzınız, stiliniz, dekorasyon tercihiniz nasıl olursa olsun, keyfiniz yerinde olsun yeter! Yaşadığınız mekanları güzelleştiren SİZ siniz, unutmayın!


Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ


1 Nisan 2015 Çarşamba


Ailemizin 4.üyesi, yani; can dostumuz Michael bir toy poodle. Diğer adıyla Kaniş cinsi. Onunla ile ilgili yazdığım yazılar blog yazılarımın arasında en çok okunan ve hakkında sıkça sorular gelen paylaşımlardır.

Maillerime gelen ortak sorular doğrultusunda teker teker ve ayrıntılı cevaplar versem de yeni bir yazı konusunda kaniş bilgilerini toplamayı düşündüm...

                               

KANİŞLERİN (POODLE) GENEL ÖZELLİĞİ

Öncelikle kendi içinde farklılık gösteren; Standart, Minyatür ve Oyuncak türü olmak üzere 3 çeşit kaniş türü vardır. 

Fiziksel görünümlerinde farklar olduğu gibi, enerji ve hareketlilik konusunda da türler arasında davranış değişiklikleri olduğunu söyleyebilirim. Standart kanişlerin neredeyse bir golden kadar boylu poslu olabileceği gibi oyuncak türleri ise 5 Kg mı geçmez, genelde!

Toy poodle (Oyuncak) modeli olan Michael, sokağa çıktığımız zaman sadece çocuklar tarafından değil, yetişkinlerden de aynı tepkileri alır. ''Aaa, oyuncak mı, O?, oyuncak sandık!''

Yanlış değil aslında; gerçekten de bir oyuncağa benzeyen türdür O!...

Tüm kanişlerin ortak özelliği sadık, söz dinleyen, eğitime açık , akıllı ve oyun oynamayı seviyor olmalarıdır.

Show köpekleri kategorisinde, sirklerde kullanılan bu cinsler (Maalesef) böylelikle eğitime en uygun ırk olduklarını da ispatlar.

Diğer önemli özellikleri tüy, kıl dökmeyen, salyası akmayan, alerji sorunu yaşanmayan ender cinslerden olmalarıdır. Bu nedenle tıraş edilme ihtiyaçları yoktur, sadece tüyleri aşırı uzadığı zaman simsiyah boncuk gözlerini göremez hale gelirsiniz! Yüzleri ufak, narin, özellikle dişilerinin burunları sivri ve uzundur!

Bebekler ve çocuklarla çok iyi anlaşırlar, oyunu severler fakat saatlerce oyun oynamak isteyecek, kilometrelerce koşmak ihtiyacında olacak kadar enerji patlaması yaşayan bir ırktır diyemeyiz


Ben kendi işlerimle veya yazılarımla ilgilenirken Michael da saatlerce yanımda yatabilir, TV seyrederken o da bana eşlik edebilir. 
Örneğin, aşağıda küçük yeğenimi sabırla beklerken.

                         

NEDEN KANİŞ (POODLE) TERCİH EDİLEBİLİR?

Herkese göre tercih etme nedeni ya da yaşam şartlarına göre öncelikleri değişebilir. Kimi için tüy dökme sorun olurken, bir başkası için saatlerce dışarıda kalmak istemesi sıkıntı yaratabilir.

Ancak, kısaca şunu söyleyebilirim ki; çalışan biri iseniz, evde tek başına kalabilen, sorun çıkartmayan, bakımı en kolay olan köpek türüdür. Veterinerlerin söylediği ve bizzat benim de tecrübe edindiğim gerçektir bu!

Akıllı ve zeki oldukları için, her söylediğinizi anlayan, ancak; işine gelmiyorsa duymamış gibi yapan bir türdür onlar. Yine de zekası yabana atılamaz! 

2.5 yaşındaki küçük bir çocuğun zeka seviyesine sahip oldukları söylenir. 

Kelime dağarcıkları, algılama seviyeleri oldukça yüksektir. (Özel olarak öğretilmemesine rağmen Michael birçok kelimeyi algılayıp, komut alabilir duruma geldi) 

Gelen gidenin bol olduğu bir evde yaşıyorsanız, herkesle çok iyi anlaşacak, sorun çıkarmayacaktır.

Tuvalet eğitimi konusunda ise Michael çok kısa zaman içinde sabah akşam düzenli olarak dışarı çıkarmak şartıyla, bu sorunu da halletti...


KANİŞLER (POODLE) HAKKINDA MERAK EDİLENLER

- Apartman yaşamında sıkıntı yaratmazlar; çünkü; tüm gün evde yalnız kalabilir, tehdit unsuru bir şey görmedikçe havlamazlar.

- Evet hareketlidirler, eve gelen gidene olursa çok sevinirler. Hele sahiplerinin eve dönüşlerinde kalpleri duracak kadar mutlu olurlar. Ancak; bu hareketlilik evde eşyalara zarar verecek, yıkım yapacak boyutta asla değildir! Kendi çaplarında, durdukları yerde tenis topu gibi zıplar dururlar. 

- İki ayakları üzerinde yürüme özelliğine sahiptirler. Bu nedenle de showlarda kullanılırlar! Bunu yazarken üzülüyorum:(

- Beslenmeleri siz sahiplerine kalan bir konudur. Kuru mama yemeleri tercih edilir. Ev yemekleri ile besleyenler de vardır. Her cins kadar onlar da masadan yemek konusunda ısrarcı olabilirler! Arsız olup olmamaları sahiplerinin bu konudaki eğitim anlayışına kalmıştır.

- Ev içinde eşyalara zarar veren, kemiren, yaşamı zorlaştıran bir ırk değildir. Hayatınızı renklendirir ve zamanla dostluk bağlarınız kurulur. 



- Sizden başka kimseye ilgi göstermesini istemiyorsanız, bu ırk sizin için ideal değildir. Çünkü; kapınıza gelen su satıcısına da size göstermiş olduğu ilgiye gösterebilir! Yine de  sahibini kıskanma halleri vardır!

- Nadir bir ırktır. Her yerden rahatlıkla sahiplenemeyebilirsiniz. Barınaklardan bulabilmek çok kolay olmayacaktır! Veterinerler aracılığı ile sahiplenmek daha uygundur!

- Mide, kulak rahatsızlıkları ve kalp hastalıklarına yakalanma olasılıkları yüksektir.

- Açık kahverengi, siyah, krem ve kayısı tonlarında tüyleri ile beraber kendilerine has ponpon şeklinde tıraş şekilleri vardır.

- Banyo ihtiyacı ayda 1 kez karşılanır.

- Beslenmesi ise bebeklik çağı geçtikten sonra günde 1 kez yeterlidir.

- Ortalama ömürleri 12-15 yıldır.

- Fransa'nın ulusal köpek ırkıdır.

- Poodle kelime anlamı ile ''Suda oynayan'' demektir.



Tüm fotoğraflar Michael'a aittir!

Can dostlarınızla Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ