18 Kasım 2015 Çarşamba


Cumhuriyet Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi, köşe yazarı Serdar Kızık ile ders sonrası yaptığım söyleşi Peteğin Keyif Dükkanı olarak hem heyecan duyduğum hem de keyif aldığım sohbetlerimden biri oldu. 

Serdar Bey'in toplumsal olayları sorgulayan, çevre dostu yazılarını okur, ''Bilmezsin, neler olur. Bazen yol çizer rotayı, sen değil'' diye selamlayarak açılan internet sitesini de takip ederim.

''HER YOLCULUK BİR KEŞİFTİR, BİR ARALANMADIR!'' cümlesi ise çok etkiler beni. Sohbet öncesi kendisine de teşekkür ederken dedim ki ''Siz de beni bir yolculuğa çıkartıyorsunuz, sizinle sohbet etmek, yıllardır beraber olduğum üniversiteli gençleri sizinle konuşmak benim için de bir aralanma olacaktır.''

Bazen çok iyi bildiğinizi sandığınız şeyler için dahi görüşleriniz yetersiz kalabilir, başka bir bakış açısı, başka bir yaklaşım sizi aydınlatabilir. Belki de bu nedenle Serdar Bey ile sohbetimin ana konusu kendi hayatımın merkezinde bulunan üniversiteli öğrencilerimiz, gençlerimizdi.

''Bakın, ben böyle düşünüyorum ama siz bir gazeteci ve yazar olarak hatta eski bir eğitimci olarak bu konuda aynı mı düşünüyorsunuz?'' diyerek sıraladım sorularımı.

Bazılarında hemfikirdik, bazılarına ''Yok!'' dedi. Toplumsal deneyimlerine dayanarak, dışarıdan bir gözle daha objektif ve şefkatli yaklaştı.

Akademik eksikliklerin, eğitim sistemindeki noksanların, rol modellerindeki yetersizliklerin faturalarını gençlere ödetmeyelim dedi özetle!

Evet, doğruydu, söylediği her şeye katıldım. Ama dedim hani biraz serzenişte bulunurcasına ''Her türlü öğretme ve anlatma çabalarımızın karşılıksız kaldığı durumlarda, amacımıza ulaşamıyor olursak biz akademisyenler umudumuzu kaybediyoruz, biraz daha öğrenmeye aç, gelişime ilgi duyan gençliği bekliyoruz!''

''Bir dakika!'' dedi. ''Ne ektik ki, ne biçiyoruz? Bizler, onları yetiştiren büyükler, toplumu yöneten rol modelleri olarak neler verdik? Neler istiyoruz?''

Belki de yapılması gereken özeleştirinin altını çizdi.

Ama aslında ne demek istediğimi, biz akademisyenlerin eğitim anlamındaki tedirginliğini anladı.

Ayağa kalkıp, çay eşliğinde yaptığımız güzel sohbete son verirken işte beklediğim cümleyi söyleyiverdi.

Sona saklamıştı belki de!

''ÜNİVERSİTELER BİLGİ VERİLEN YERLER DEĞİLDİR, PETEK HANIM, BİLGİ ALINABİLECEK YERLERDİR, ONLAR ALACAK BİLGİYİ!''

Bana ayırdığı zaman için kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve Serdar Bey'in gözlemlerini, düşüncelerini sizlerle paylaşıyorum.


Peteğin Keyif Dükkanı: Bugün, yaşadığımız toplumsal olayları göz önünde bulundurursak Üniversite Gençliği için Onlar toplumun dinamikleridir, dengeleridir diyebilir miyiz? Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar?

Serdar Kızık: Gençlik toplumsal bir katman olarak, belirgin bir sınıfsal özelliği olmasa da dünyanın her yerinde, her sosyal olayın, sosyal yaşamın içinde önemli rol oynamıştır.Varlıkları hem demokrasi mücadelesinde hem sınıf mücadelesinde sosyolojik olarak, ama tırnak içinde belirteyim herhangi bir sınıfı temsil etmeden etkin olmuştur. Zaman zaman önemli tarihsel değişimlerin, sosyolojik olayların içinde yer almıştır, 68 olaylarında olduğu gibi.Ta Amerika'da başlayan en temel anlamıyla özgürlük talepleri, o tarihteki mevcut sistemin yürümemesine gösterdikleri tepkileri ile gençlik her zaman önemli bir güç olmuştur.

Şimdi tabii; bu gençliğin kendini ifade etmesi koşulu ya da kendini kabul ettirmesi kendi içinde bulunduğu şartları, olgunluğu ile ilgilidir. Ama bir taraftan da kendi dışında gelişen şartlara bağlıdır. Örneğin; yaşadığı toplumun bu konuda demokrasi anlayışı, yaklaşımı, standartları, gençlik kesimine yönelik bakış açısı, beklentisi önemli olmuştur.

Amerika'da yaşayan bir genci kurumsal olarak aile yapısından ele alırsak onun özgürlüğü, serbestliği, yaşam alanı bizim gencimizden daha farklıdır. Ailelerin onlara tavır ve davranışları da daha farklıdır. Kendi toplumsal yapımızda özellikle kızlar açısından daha baskıcı bir durum söz konusudur. Demek ki bu durumda gençlik açısından hem kendi içinde barındırdığı koşullar hem de kendi dışındaki çerçeve önemlidir. Onların neler yapıp, neler yapmadıkları ile ilgili değerlendirme yaparken bence bunlar önemli kriterlerdir.

Türkiye'ye gelince Türkiye'de gençlik; yine 68 olaylarında Deniz Gezmişlerle üniversitede öne çıktı, değiştirdi, dönüştürdü, belki yenildi ama Türkiye'nin siyasal tarihine bir farklılık getirdiler, değişkenlik yarattılar. Aynı şey 12 Eylül'de oldu. 12 Eylül 80 öncesi gençler daha toplumsal duyarlılıkla ya da düzensel duyarlılıkla gençlik örgütlerinde bir araya geldiler, toplandılar, sokaklara çıktılar. Tabii 12 Eylül'ün amacı gençlik de dahil olmak üzere toplumun tümünü baskılamaktı. Ağır bir baskı altında kaldı toplum. Bununla beraber gençliği apolitik olmaya dayattılar.

''Uğraşma başka bir şeyle kendi işine bak, kurtar hayatını'' zihniyetini aşıladılar. O ideolojik çerçeveydi, bir toplum mühendisliğiydi. Ve sonuçta da ne oldu? Uzunca yıllar özellikle üniversite gençliği tıpkı sendikalarda, meslek örgütlerinde olduğu gibi bastırıldı ve belirli ölçülerde dönüştürüldü.

Baskı altında kalmak;  işi, eşi, çocuğu olan için daha sisteme ayak uydurmak veya içselleştirmese de kabullenmek gibi olsa da gençlik için bir başkaldırıydı, isyandı.

İşte gençliğin tarihsel ve toplumsal gelişimi budur ve evet toplumun halen önemli rol oynayan sosyolojik gruplarıdır, somut olarak siyasi alanda görünmeseler de enerjileri yüksektir.

Peteğin Keyif Dükkanı: Biraz da arka pencereden bakarsak üniversiteli gençler özgüveni yüksek yetişirken daha bireyselleşip, daha yalnızlaşmaya başladılar. Hatta son dönemde zaman zaman şaşırtan duyarsızlaşma tepkileriyle karşılaşıyoruz. Değerlerde yozlaşmaya şahitlik ediyoruz. Kitap, dergi, gazete okumayan, popüler kültür dışında önceliği olmayan nesil ile karşı karşıyayız. Bu da biz eğitimcileri üzüyor ve endişelendiriyor. Peki; Biz mi tükettik bu gençleri?

Serdar Kızık: Gençlik derken aslında kendimizi de tarif ediyoruz. Kitap, gazete okunmayan bir evde yetişen çocuktan bunları okumasını bekleyemezsiniz. Bu duruma bir de onların apolitik, bencil, sadece kendilerini düşünen bireyler olmalarını destekleyen sistem eklenirse duyarsızlığa çok şaşırmamak gerekir. Bizim görevimiz onları zorlamadan bakış açılarını değiştirmektir.

Peteğin Keyif Dükkanı: Peki, yazılı medyadan uzaklaşmalarının sebebi görsel ve sosyal medya ile çok haşır neşir olmaları mıdır? Aynı zamanda internet yazarı olmama rağmen, evet suçu öncelikle kendimizde arıyorum diyorum ki acaba biz mi onları salt bu yöne kanalize ettik, yanlış yönlendirdik? Ders dinlerken dahi cep telefonlarından kopamamaları, akıllarının digital oyunlarda olmaları gibi olağan hale gelen vahim durumlardan yola çıkıyorum. 

Serdar Kızık: Sosyal medya dediğimiz olgunun bütünsel olarak onaylanmayacağı gibi tamamen dışlanması da mümkün değildir. Çağın getirdiği bir gerçektir. Birebir insan temasından uzaklaşıp, sosyalleşmeyi engelliyor, bireyselleştiriyor gibi görünse de, ki doğrudur bir okadar da ulaşılamayanı ulaşılabilir haline getiriyor. Örneğin; şiirle ilgileniyorsa tanımadığı şairleri buluyor, onları okuyor, onlardan haberdar oluyor. Murathan Mungan kimdir? Onu merak ediyor, öğreniyor. Ben de şiir yazıyorum, araştırıyorum. Sosyal medya okumaları önemlidir, daha doğrusu nasıl verimli kullanıldığı önemlidir.

                                

Peteğin Keyif Dükkanı: Size gelmeden önce okur kesiminden bulabildiğim öğrencilerim arasında sizi sorduğum zaman çevre ve doğa konulu yazılarınıza daha çok ilgi duyduklarını fark ettim. Bu konuda yol almaya başladık gibi!

Serdar Kızık: Düne kadar çevre konusu yere çöp atmayalım, yeşili koruyalım, çevremizi temiz tutalım ile sınırlıydı. Ancak insanlar artık gördüler ki çevre konusu hayatımızın içinde ve bizler ciddi tehdit altındayız. Bir şekilde ucu bizzat insanların yaşamına dokunmaya başladı. Sermaye çıkarları uğruna insan toplulukları zarar görmeye başladı. Termik santrallerin kurulmasıyla köydeki ninenin de sorunu olmaya başladı ve çevre bilinci gelişerek çevre harekatı başladı. Bu tür yazılarımın dikkat çekmesinin nedeni budur, kendilerini buluyorlar.


İşte böyleydi karşılıklı sohbetimiz hatta daha fazlası vardı. Sondaki kapanış cümlesini ise ben size ilk başta yazıverdim zaten...

Serdar Bey'in Cumhuriyet Gazetesi'nde bulunan bol ışıklı odasında benim de meraklısı olduğum harika bir sukulent ve kaktüs koleksiyonu var. Bilseydim götürmez miydim bir saksı sukulent?

Yeni sohbetlerde buluşmak üzere keyif dolu günleriniz olsun.

Petek Uluğ



Etiketler: , ,

1 yorum:

Eger yorum yapamıyorsanız, aşağıda "Yorumlama Biçimi" nin yanındaki küçük ok a tıklayarak anonime gelin.Yorumunuzu tekrar gönderin.