2 Mart 2015 Pazartesi




Onunla Blog dünyasından tanıştım. Daha sonra biraraya geldik ve karşılıklı kahve sohbeti yaparken bana '' Sizi takip ediyorum, yazılarınızı okuyorum, çok da yoğun birisiniz, üniversitede öğrencileriniz var, ders anlatıyorsunuz, nasıl yetişiyorsunuz? Eşiniz size destek oluyor mu? Merak ettim eşinizi!'' diye soruverdi. Bu soru ile çok karşılaşıyorum yakın çevremden ama beni yazılarımdan takip eden bir erkek olarak eşimin desteğini merak etmesi ilgimi çekti.

''Evet! dedim. Benim tüm yaşamında, attığım her adımda, aldığım her kararda tam 26 yıldır Onun desteği var. Çalışan bir hanım olarak, anne olarak Peteğin Keyif Dükkanı'nda keyifler, yazılar paylaşabiliyorsam onun takdiri var, motivasyonu var. Hatta beni daha farklı, daha büyük adımlar için bile cesaretlendiriyor ki ben ürkek davranıyorum, henüz.'' dedim.

Sohbetimiz esnasında bana sorduğu sorunun altında yatan nedeni fark ettim. GÜVEN ve DESTEK.

Daha sonra başladı anlatmaya...

Onun tüm hayatı yaşadığı bir tecrübe ile bu iki dengeye odaklıydı aslında; hangi tecrübe? ALDATILMAK! Evet; toplumda erkeğe uygun görülen aldatmak rolünü, o farklı oynamıştı. Yani ezber bozmuştu. Halbuki aldatılmak rolü hep kadına oynatılırdı.

Tam düğün hazırlıklarını yaparken, çok sevdiği nişanlısı tarafından aldatılarak, psikolojik sorunlar yaşayan naif, samimi bir delikanlıydı O! İçi, dışı birdi.

Aldatmanın cinsiyeti olmadığı gibi aldatılmak acısının da kadını-erkeği yoktu! 

Kendi isteği ve onayı ile minik bir röportaj yaptık. Hani dedik bu kez bir erkeğin ağzından anlatalım.

Aldatılmayı kim nerede, nasıl yaşarsa yaşasın sonuçta ruhsal travması, unutulması, ruhun huzura kavuşması hiç de kolay olmuyor. Ya da bedeli ağır oluyor. Erkek kalbiyle, erkek dünyasıyla okuyalım bu kez de...


 Peteğin Keyif Dükkanı: Siz de bir internet yazarısınız. Takipçisi bol, başarılı sitelerin kurucu editörüsünüz! Sosyal medyaya giriş öykünüzü bizimle paylaşır mısınız?

Sosyal medya; herkes gibi benim için de kendimi ifade ettiğim bir ortamdı, aslında çok da haşır neşir değildim diyebilirim. Sosyalleşmek, yeni insanlarla tanışmak ve en önemlisi insanlar neler yapıyor merakı ile giden bir sosyal medya serüvenim vardı. 

Ancak sosyal medya anlayışım kendimi ifade edebildiğim bir blog ile değişti. İnsanın bir deşarj noktası olması gerektiğini, güzel giden hayatımın alt üst olmasıyla öğrendim diyebilirim. 

Güzel giden derken harika bir hayat gözünüzde canlanmasın! Çoğu insan gibi kaygılı, endişeli, dayatılan hayatın çarklarında dönen ama çevreye güçlü, mutlu ve başarılı imajı olan bir hayat! Okuldan mezun olursun, askerliğini yaparsın, evlenmeye karar verirsin ve toplumun istediği hayatı yaşarsın. Güzel giden bir hayat bu işte, çünkü bu öğretildi gösterildi. Tam bu zinciri tamamlayacak iken, yani okul, iş, askerlik ve nişan merasimini tamamladıktan sonra evliliğinize az bir süre kalır. Sancılı geçiyor açıkçası, yeni bir hayat, yeni bir aile anlayışı, sorumluluklar, gelecek kaygısı derken bir bakmışsınız standartlara girmişsiniz. 

Benim standartlardan çıkma noktam ALDATILMAK oldu. Hani büyülü sözler, senden ayrılmayacağım, hayatımın erkeğisin, senle ölüme varım sözlerinin arasında bir gerçeklik olarak ortaya çıkan bir kavram… Genelde ülkemizde erkek aldatır kadın bunu sineye çeker anlayışında olduğumuz için erkeğin aldatılması ve bunun karşısında soğukkanlı kalabilmesi garip karşılanır. Siz de başınıza gelmeyecek sanırsınız, haklı da olabilirsiniz ama her an başınıza gelebilir veya geliyordur yada farkında değilsinizdir. 

Unutmamak gerekir ki aldatıldıktan sonra en önemli avuntu, “İyi ki farkettim!” ve “Direkten döndüm” gibi cümleler olacak. Bu yüzden farkındalık önemli! Bir de hiç beklemediğiniz bir anda geldiği için aldatılmak hazırlıksız da yakalıyor insanı…

İki aile de evlilik telaşında, gelinlik, damatlık, düğün günü kararları, kan testleri, başvurular arasında aldatılıyorsunuz ve bunu bir erkek olarak dile getirmek zor. Anlaşamadık ayrıldık! En güzeli bu? Az soru gelir ve yırtarsınız, ancak içinizde yaşananlara kendiniz bir cevap bulmak zorundasınız bu cevabı da tek başına bulmaya çalışırken bir süre sonra obsesifleştiğinizi farkedersiniz, evet 30 yaşında profesyonel bir yardım almak için hayatınızda ilk kez psikiyatriste gider ve cevapları beraber bulmaya çalışırsınız. 

Psikiyatriste giderken dünyanın en önemli sorunu benim sorunum mantığı ile gitmiştim.Aldatılmıştım, hayatım alt üst olmuştu, insanlara açıklama yapamıyordum, içim içimi yiyordu. Psikiyatristin anlattığım şeyler karşısında dehşete düşeceğini beklerken çok normal karşıladı ve iki kelime etti 
“ Hobi Bul” . Şaşırdığımı söylemeliyim çünkü benim derdim çok büyüktü ve bir hobiyle onarılması gerekecek kadar hafif değildi. Klasik küçük bir hap ve daha sonraki seans için ödevlerle çıkarken mutsuzdum hala. Hobi bulmak çok aklıma yatmamıştı çünkü kendimce vardı. Bu noktada aklıma gelen ilk şey bir deşarj noktası oldu daha önce söylediğim gibi. Blog açtım ve sosyal medyayı artık kişisel değil bloğumu tanıtıcı şekilde kullanmaya başladım.


Peteğin Keyif Dükkanı: Peki gerçekten psikoloğunuzun dediği gibi blog açmak ve kendinizi sosyal medyada ifade etmek sizin için etkili bir terapi yöntemi oldu mu? 

Dediğim gibi ilk etapta çok da mantıklı gelmemişti tavsiyeler. Hobi bulmak, kendini anlatmak, birşeylerle uğraşmak zorunluluk gibi geldi. Kendimi birşeylere zorluyor gibi hissettim. Ama açtığım blog ve siteler büyüdükçe, insanlara ulaştıkça ve en önemlisi geri dönüşler aldıkça mutlu olduğumu anladım. Özel hayatımda bir çok sorunu aşmamda blog yazarlığı etken bir madde oldu ancak işin ilginci iş hayatımı çok olumlu etkiledi. Eskiden iş hayatında egosu, hırsı olan biriyken bu egomu yaptığım sitelerde tatmin ettiğimi gördüm. Bu ego ve hırsın profesyonel iş hayatımda azalmasıyla daha başarılı ve huzurlu bir iş hayatı geçirdiğimi söylemeliyim.

 Peteğin Keyif Dükkanı: Evet benim blogum ile çok özelinizi paylaştınız, mutlaka bir mesajınız vardır?

Her olay insanı yeniden yapılandırıyor ve programlıyor farkında olmasak da. Yıllar insanı değiştiriyor ancak bunu olumlu veya olumsuz hale getirmek de bizim elimizde. Şimdi benim yaşadıklarım aslında komik geliyor, üzüntülerim, kaygılarım ve kızgınlıklarım olaylara dışarıdan bakınca basit ve gereksiz geliyor. Ancak insan hayatı da üzüntü ve kaygısız geçmiyor. Şu an yaşadığımız üzüntü bizi özel kılıyor ve başkalarının derdi yokmuş gibi bencilleşip ağlamaya başlıyoruz. Bu engellenemez bir süreç… 

Ben üzüldüğüm ve kaygı duyduğum durumları mantıklı hale getirmeye ve sürelerini kısaltmaya başladım. İşe yarıyor mu? Evet... Ama bazen de durup düşünüyorum, acaba erteliyor muyum? Üstünü mü örtüyorum? Kaçıyor muyum? Şu an sevdiğim biri var mesela, hayatımı birleştirmek istediğim, planlar kurduğum. Ona güveniyor muyum diye sorarsanız, evet güveniyorum, güvenmek zorundayım, bir kere aldatıldım diye her kişiye ön yargılı bakmak da saçma geliyor. Başkalarının yaptığı bir şeyi başkasına ödetmek, iki alakasız insan ve birinin davranışı diğerini yargılamama yol açmamalı. Tekrar aldatılır mıyım? Olabilir tabii her zaman bir ihtimal ama artık daha güçlüyüm ve gerçekçiyim diyebilirim.

Peteğin Keyif Dükkanı: Aldatılmanın  erkek veya kadın fark etmez, kişinin ruh dünyasında açtığı yara onarılabilir mi sizce?

Kimyasallar cidden onarıyor. Kimyasal derken tabii ki psikiyatristin verdiği küçük mutluluk hapları işe yarıyor ama psikiyatri bilimi de karmaşık halde, şu an iyiyim evet ama bastırdığım bütün olumsuzluklar ilacı bırakınca ortaya çıkar mı korkusu da yaşıyor insan. Düşünsenize her an benim başıma neden bu geldi? Acaba şimdi ne yapıyor? Mutlu mu? sorularından bir küçük hapla “ Amannnn sağlık olsun” moduna 1 ay gibi kısa bir sürede geçiyorsunuz. Düşününce çok sağlıksız bir durum ama bugününü kurtarıyor insanın! Yaralar onarıldı, kızgınlıklarım bitti, aklıma bile gelmiyor ama bu psikiyatri desteğinden mi yoksa ben mi değiştim bunun cevabını bilmiyorum…

Peteğin Keyif Dükkanı: Bu tür ruhsal travmalar ileri ilişkilerde bir erkek için ne demektir?

Başta da dediğim gibi erkek için çok alışıldık bir durum değil, aslında yaşanan ama üstü kapatılan bir durum. Ülkemiz ataerkil ve ne yaparsak yapalım bu anlayışta ciddi değişim olmuyor. Erkek onurlu gururlu ve aldatılmaması gereken bir varlık olarak yetiştiriliyorsunuz ve aldatılmak kavramı sadece sizin “ aldatmak” şeklinde gerçekleştirebildiğiniz bir durum olarak lanse ediliyor. Aldatılan kadın hikayeleri sıkıcı geliyor insanlara, çünkü herkes bilinçaltında bunu normalleştirmiş. Ancak aldatılan bir erkek hikayesi daha ilginç daha renkli geliyor çünkü sıradışı görülüyor. 

Bu durumu hayatıma yeni giren insanlara da anlatıyorum saklamak, utanmak, çekinmek bu durumda bana düşen duygular değil sanırım. Aldatan mı utanmalı yoksa aldatılan mı? Zaten aldatan insanın da  buna aldatmak dediğini düşünmüyorum. 

Herkesin kendi iç dünyasında rahatlatıcı sebepleri var. “Aldattım çünkü” bile diyemiyor insan, ona göre yaptığı şey aldatmak değil.

“Benimle ilgilenmiyordu”,“Saygısızdı”,“Ruhuma dokunmuyordu” gibi bahaneler tanıdık değil mi, bunları içselleştirdiğiniz zaman zaten siz kötü bir şey yapmıyorsunuz! İlerideki ilişkiler konusuna gelince, 2 senedir düzenli ciddi bir ilişkim de olmadı. Bu küskünlükten veya güvensizlikten değil dediğim gibi, biraz daha işinize ve hobilerinize konsantre oluyorsunuz, özel hayat önemsizleşiyor. Beni şu an her konuda destekleyen ve ileriye götüren biri var hayatımda, sevgili demek de hafif kalır, kısa sürede kafaların uyuşması, aşk, arzu, idealler, hayat görüşlerinin birlikte olduğu bir durum ancak “ Yol Arkadaşlığı” olabilir. Umarım herşey güzel gider demekten başka da bir şey yok. Düşününce süreçler insanı duygusuzlaştırmıyor aksine duygularını biraz daha mantıklı hale getiriyor….

Peteğin Keyif Dükkanı: Bu kadar samimi ve doğal duygularını blog okurlarımla paylaştığın için çok teşekkür ederim. Eminim ki bundan sonra hayat yolculuğunda adı ne olursa olsun hep güzel insanlar çıkacak karşına. Çünkü; böyle bir deneyim ile hayata bakışın değişmiştir. Herşey çok daha değerli olacaktır senin için. Hatta hayatındaki insan senin yanında çok daha değer bulacaktır. Yolun, gönlün açık olsun.

 Bu yazının ulaştığı herkes de aldatmanın insan ruhunda açtığı yaraların ne denli kapanamaz olduğunu bir kez daha anlar ve güven, sevgi, evlilik, arkadaşlık ilişkilerinde çok daha özenli davranır!



Fotolar google kaynaklıdır. Kişi ile ilgisi yoktur!

Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ






Etiketler: , , ,

11 yorum:

  1. Petek hocam meslektaşım aldatılan herkes benzer şeyler yaşıyor hissediyormuş.Duyguların kadını erkeği olmaz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Red Poppy hoşgeldin, teşekkür ederim yorumun için. Evet acının olmadığı gibi duyguların da cinsiyeti yok, çok haklısın.Sevgilerimle...

      Sil
  2. bunları yaşamamak için evlenmek istemiyorum,
    güvenemiyorum çünkü...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yok minik mini, sonuç bu olmasın da! Karşına hep doğru insanlar çıkmasını dilerim.Teşekkürler ziyaretin için, sevgiler...

      Sil
  3. Bir erkek için daha kabul edilebilir bir durum olduğunu düşünmüştüm hep. Oysa iki taraf içinde hissedilenler aynıymış. Tekrar yaşanmaması dileğimle. Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet JULİETTE, DUYGULAR, YIPRANMA İŞTE HEP AYNI. Sadece, tolum bu rolü oynatıyor erkeğe belki de! Ama yıpranan hep gerçekten seven taraf oluyor demek ki. Sevgilerimi yolluyorum sana...

      Sil
  4. Bu arkadaşın blog ismini paylaşmamışsınız. yakınlık hissettim. blogunu izlemek isterdim. ben de evlilik, ilişki sorunları sıkıntıları yaşarken gazetede gördüğüm bir yazı daki önerileri okuyunca blog yazmaya başlamıştım. psikiyatrist, ilaçlar korkutuyor beni. ihtiyacım olduğunu biliyorum. ama bir türlü elim varmıyor gitmeye..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ziyaretiniz için teşekkür ederim Şahin Bey, evet blog adını özellikle vermedim. Kendisi uygun görürse iletirim size. Bence de blog açarak , doğru bir hobi seçmişsiniz kendinize, umarım zamanla, yazarak ve anlatarak tüm sıkıntılarınızı atlatırsınız.

      Sil
    2. Teşekkür ederim güzel dilekleriniz için..
      Selamlar...

      Sil
  5. Sert gorunumlerinin altinda aslinda erkekler de kadinlar kadar kirilgan... Severken erkek sever diye dusunebiliyorsak kirildiginda da bunu soyleyebilmeyiz. Evet duygularin da kadini erkegi olmaz...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet Mevlüde Hanım, onlar da aslında çok yara alıp, yıpranıyorlar.Sadece toplumsal rolleri ağlamaya, sızlamaya izin vermiyor!

      Sil

Eger yorum yapamıyorsanız, aşağıda "Yorumlama Biçimi" nin yanındaki küçük ok a tıklayarak anonime gelin.Yorumunuzu tekrar gönderin.