28 Aralık 2015 Pazartesi


Neşe ve mizah insanoğlunun ihtiyaç duyduğu insani duygulardır. Hatta diğer canlılara nasip olmayan gülmek eylemi ve mizahi bakış açısı bu nedenle çok değerlidir. Bizim kişiliğimizdir, hayata karşı tavrımızdır. Bu iki özellik bir araya gelir de butik bir müzede birleşirse o şehir farklılaşır! Tıpkı İZMİR gibi...

Konak Belediyesi İzmir Neşe ve Karikatür Müzesi daha adını duyduğum zaman yüzümü gülümseten keyifli müzelerimizden. İçeride çeşitli karikatür sanatçılarının sergileri, el işi çalışmaları ve çizimleri bulunuyor. 
Eski bir Rum evi olan Alsancak köşkü Konak Belediyesi tarafından yenilenerek İzmirlilere hediye edildi.

İçeriye girer girmez Shakespeare'nin ''Mizah,zekanın bir oyunudur'' sözü ile karşılanıyorsunuz. İki katlı binayı gezerken aklımda ise Mevlana'nın sözü vardı.'' Bir İnsanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden ise zekasını ve seviyesini anlarsınız. ''

Kıbrıs Şehitleri Cad.No:9 Alsancak Tel: 232 463 21 07

 Müze Pazartesi hariç her gün açık


                               
      
       

       

       






Keyif, neşe ve mizah dolu günleriniz olsun...

Petek Uluğ

16 Aralık 2015 Çarşamba

                             
Bu soğuk kış günlerinde boza, salep ve tarçın üçlüsü el ele verip beni çocukluğuma götürür.
Bursa'da geçirdiğim çocukluğumun sokaklarında gecenin karanlığından gelen ''Bozaaaa'' sesi unutulmazımdır. Kaynayan salep güğümünün önünde sıcak salebin soğumasını beklediğim günler ise yine çocukluğumun kış keyiflerindendir. Ve tabi bu iki lezzete de eşlik eden tarçın...



Bugün hala bu kış içeceklerini çok severim. İzmir'de de   keyifle içtiğim bir iki yerim var. Bunlardan biri gerçek salep kullanan  güğümü daima sıcak olan Kordon Ömerağa çayhanesi.

Birinciliği hangisine veririm emin değilim ama yaz sıcaklarında bile canımın çektiği çok olmuştur. Ee sevmenin mevsimi olur mu ? Olmaz ! 

İkisinden de vazgeçemem; çünkü bozanın halka ait olmasını ,salebin ise asil bir aileden (orkide) gelmesine bayılırım. Sanki sınıfları farklıdır, tezattır ama olsun ikisi de keyiftir...


BOZACI

Hiç boza içtiniz mi siz çocuklar ?
Rengi ayran renginde
Kıvamı salep gibi
Tadı ekşi ile tatlı arası

İçimi ne hoştur bilmezsiniz
Önce garipsersiniz belki ama 
Sonraları hep ama hep
Boza içmek istersiniz.

Fevzi Günenç


Bozayı evde yapmak isterseniz ;

BOZA YAPILIŞI :

1 bardak bulgur
10 bardak su

tatlı kaşığı kuru maya
Arzuya göre şeker
Üzeri için tarçın, leblebi

Bulgur yıkanıp 10 bardak su ile iyice pişirilir. Çok iyi pişmesi gerekiyor. Sonra önce kevgirden daha sonra tel süzgeçten süzülür.
Ilıklaşıncaya kadar beklenir. Ilık bir yerde üzeri örtülerek mayalandırılır. Bu süre bulgurun kabardığını görene kadardır.
Daha sonra arzu ettiğiniz kadar toz şeker ilave edip karıştırın.

Afiyet Olsun

Biranın atası olarak kabul edilen bozada bol miktarda A, B, C ve E vitaminleri bulunur.


Salep ise biraz daha pahalı ama nefis bir içecektir. Daha nazlıdır çünkü özü orkide çiçeğidir. Kış günlerinde karlı bir manzaraya çok yakışır sıcak bir salep ve ayrılmazı tarçındır. Sadece lezzeti değil faydaları da çoktur. Mideyi rahatlatır, kabızlığı giderir, göğsü yumuşatır, çocuklara kuvvet verir.
                                                      
Salep Osmanlı Sarayı'nda da geleneksel içecekmiş tıpkı kardeşi boza gibi. Hatta padişah macunlarının ana maddesiymiş salep. Bu nedenle 'Filozof Macunu' da denilirmiş. Avrupa'da çay ve kahve içimi çok yaygın değilken salep  ilgi gören ve meydanlarda sabaha kadar satılan bir içecekmiş...




Keyif dolu günleriniz olsun...
 





               

İzmir geçtiğimiz hafta Travel Turkey 2015 Fuarı kapsamında Uluslararası Gastronomi Turizmi Kongresi’ne evsahipliği yaptı.  İzmir Büyükşehir Belediyesi Fuarcılık Hizmetleri, İzmir CVB ve TÜRSAB desteği ile İzmir Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları Bölümü’nün kordinatörlüğünde düzenlenen kongrede İzmirliler üç gün boyunca hem gastronomik söyleşiler yaptılar hem de İzmir ile ilgili güzel bir gelişmeden haberdar oldular.

Gastronomi alanında marka olacağı bir adım atan İzmir, Türkiye’den DELICE Gurme Kentler Birliği’ne kabul edilen ilk şehir oldu. Ege Mutfağı’nın simgesi olarak artık dünya mutfaklarında da kendine özgü yöresel lezzetleri ile adını duyaracak. Bu markalaşmayı kongre boyunca  bizzat ben de gözlemleyebildim.

Açılış günü davetli konuşmacı olarak katılan Delice Dünya Gurme Şehirler Birliği Başkanı Jean Michel Daclin, İzmir’in gastronomik açıdan dikkat çektiğini vurguladı.
Hürriyet Gazetesi Seyahat Yazarı Bahar Akıncı ise digital dünyadaki İzmir’i anlatırken tüm milletlerin ortak dili olan yemek kültüründen bahsetti. Hangi şehirde yaşarsa yaşasın bir İzmirli’nin İzmir’i anlatma keyfi başkaydı.


Kongrenin son günü konuşmacılar arasında bulunan ‘’İzmir Gourmet Guide’’ yöneticisi gurme Ahmet Güzelyağdöken’den şehrimizin coğrafi konumunun ne denli verimli ve bereketli olduğunu dinledik. Zeytinyağı kokan körfez şehri İzmir’in neden gurme kenti olmaya hak kazandığını bir kez daha anlamış olduk.

Kongre boyunca yapılan lezzet sunumlarını da unutmamak lazım. Benim için en dikkat çekici olan tadım, Şef Barış Torcu’nun Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları öğrencileri ile birlikte sunduğu oğlak etli keşkekti. Belki de çok sevdiğim geleneksel tatlardan biri olduğu içindir.

Türkiye’de yaşayan Seferadların İzmir’e hediyesi olan boyoza sahip çıkarak gelenekselleşmiş İzmir kültürü haline getiren Alsancak Dostlar Fırını da kahve molalarında sıcak sıcak ikram ettikleri boyoz ile kongrenin en fark edilir stantıydı. Henüz denemeyenler için tahinli ve enginarlı boyoz kesin tavsiyemdir.
Tabii bu arada uzun zamandır merakla beklenen Fuar İzmir de görücüye çıktı. Bu yeni alanı anılarımızdaki Kültürpark Fuar Alanı ile mukayese etmeden değerlendirmek gerekir! Uluslararası kongrelerde İzmir’in fuarcılık ihtiyacını karşılayacak kadar büyük ve modern olmuş. Eksik olan yeşil alanlarının tamamlanması ile botanik bahçe görünümüne kavuşabilir.
Dünya lezzet markaları arasında adını duyuracağından emin olduğum İzmir yolun açık, uluslararası fuarların bol olsun…


Keyif Dolu Günleriniz Olsun


26 Kasım 2015 Perşembe



Anadolu'dan itibaren Türk kadınının yolculuğu...

İzmir'de bulunan farklı ve tarzında ilk olan butik müzeler 
her kesimin ilgisini çekmeye devam ediyor. Onlardan biri de Konak Belediyesi'nin çalışmaları ve çabaları ile hayata geçirilen Türkiye'nin ilk kadın müzesi olma ünvanına sahip İzmir Kadın Müzesi'dir. 

Zaten bu şehirde yaşıyorsanız, İzmir'in kadına ve medeniyete nasıl değer verdiğini iyi bilirsiniz. 

Ama önce, aklıma gelen güzel İzmir'in kadınlarına ithafen yazılmış Latif Öz'e ait bir şiirin ilk kıtasını paylaşayım ki şiirsel bir gezinti olsun.

''Gözleri İzmir mavisi İzmir güzeli kadın
Meltemle imbat her seher bana fısıldar adın
Bu fasıl Hisarönü'nde ruhuna doldu tadın
Gözleri İzmir mavisi İzmir güzeli kadın''
İşte bu özel müze de tarih boyu kadını ve ilklerini yaşatmayı hedefleyerek açılmış. Erkek egemen toplumlarda var olmaya çabalayan kadınları anlatıyor. Bu arada Anadolu topraklarında yaşamış anaları da unutmuyor!

3 kat ve 5 galeriden oluşan müze Basmane'nin tarih kokan ara bir sokağında. Sokak eski adıyla Dibek Sokağı yeni adıyla Oteller Sokağı. Müzeye giderken siz de benim gibi nostaljik yolculuğa çıkarsanız; dikkatli olun, çünkü 1298 nolu sokağı kaçırabilirsiniz.


Girişte Atamızın manevi kızı Nebile'nin düğünündeki dans fotoğrafı ile karşılanıyorsunuz. Onları sevgiyle selamlayıp, galerilere daldığınızda aslında keyifli bir yolculuğa başlıyorsunuz! Buyrun...



                            



Gelinlikler 20.YY'dan-İpek tafta üzerine tül ve çiçek aplike işlemeli.

Kadının en önemli süs aleti tarak ve çeşitlerinin tarih boyu yolculuğu.


Pervin Özdemir Seramik Atölyesi'nden ''İzmirli Kadınlar'.

Tarihe damgasını vurmuş ünlü Türk Kadınları.

Yörük Kadınları takıları.

Nazarlık, para keseleri.

Müzenin sevimli avlusunda tarihsel yolculuğumuz devam ediyor.
Halide Edip Adıvar - Cahide Sonku - Füreya - Afife Jale.


  Nazım Hikmet ile sohbet etmeden de dönmeyin derim...

1298 Sok.No:14 Basmane/Konak Tel: 232 484 04 81


Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ

18 Kasım 2015 Çarşamba


Cumhuriyet Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi, köşe yazarı Serdar Kızık ile ders sonrası yaptığım söyleşi Peteğin Keyif Dükkanı olarak hem heyecan duyduğum hem de keyif aldığım sohbetlerimden biri oldu. 

Serdar Bey'in toplumsal olayları sorgulayan, çevre dostu yazılarını okur, ''Bilmezsin, neler olur. Bazen yol çizer rotayı, sen değil'' diye selamlayarak açılan internet sitesini de takip ederim.

''HER YOLCULUK BİR KEŞİFTİR, BİR ARALANMADIR!'' cümlesi ise çok etkiler beni. Sohbet öncesi kendisine de teşekkür ederken dedim ki ''Siz de beni bir yolculuğa çıkartıyorsunuz, sizinle sohbet etmek, yıllardır beraber olduğum üniversiteli gençleri sizinle konuşmak benim için de bir aralanma olacaktır.''

Bazen çok iyi bildiğinizi sandığınız şeyler için dahi görüşleriniz yetersiz kalabilir, başka bir bakış açısı, başka bir yaklaşım sizi aydınlatabilir. Belki de bu nedenle Serdar Bey ile sohbetimin ana konusu kendi hayatımın merkezinde bulunan üniversiteli öğrencilerimiz, gençlerimizdi.

''Bakın, ben böyle düşünüyorum ama siz bir gazeteci ve yazar olarak hatta eski bir eğitimci olarak bu konuda aynı mı düşünüyorsunuz?'' diyerek sıraladım sorularımı.

Bazılarında hemfikirdik, bazılarına ''Yok!'' dedi. Toplumsal deneyimlerine dayanarak, dışarıdan bir gözle daha objektif ve şefkatli yaklaştı.

Akademik eksikliklerin, eğitim sistemindeki noksanların, rol modellerindeki yetersizliklerin faturalarını gençlere ödetmeyelim dedi özetle!

Evet, doğruydu, söylediği her şeye katıldım. Ama dedim hani biraz serzenişte bulunurcasına ''Her türlü öğretme ve anlatma çabalarımızın karşılıksız kaldığı durumlarda, amacımıza ulaşamıyor olursak biz akademisyenler umudumuzu kaybediyoruz, biraz daha öğrenmeye aç, gelişime ilgi duyan gençliği bekliyoruz!''

''Bir dakika!'' dedi. ''Ne ektik ki, ne biçiyoruz? Bizler, onları yetiştiren büyükler, toplumu yöneten rol modelleri olarak neler verdik? Neler istiyoruz?''

Belki de yapılması gereken özeleştirinin altını çizdi.

Ama aslında ne demek istediğimi, biz akademisyenlerin eğitim anlamındaki tedirginliğini anladı.

Ayağa kalkıp, çay eşliğinde yaptığımız güzel sohbete son verirken işte beklediğim cümleyi söyleyiverdi.

Sona saklamıştı belki de!

''ÜNİVERSİTELER BİLGİ VERİLEN YERLER DEĞİLDİR, PETEK HANIM, BİLGİ ALINABİLECEK YERLERDİR, ONLAR ALACAK BİLGİYİ!''

Bana ayırdığı zaman için kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve Serdar Bey'in gözlemlerini, düşüncelerini sizlerle paylaşıyorum.


Peteğin Keyif Dükkanı: Bugün, yaşadığımız toplumsal olayları göz önünde bulundurursak Üniversite Gençliği için Onlar toplumun dinamikleridir, dengeleridir diyebilir miyiz? Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar?

Serdar Kızık: Gençlik toplumsal bir katman olarak, belirgin bir sınıfsal özelliği olmasa da dünyanın her yerinde, her sosyal olayın, sosyal yaşamın içinde önemli rol oynamıştır.Varlıkları hem demokrasi mücadelesinde hem sınıf mücadelesinde sosyolojik olarak, ama tırnak içinde belirteyim herhangi bir sınıfı temsil etmeden etkin olmuştur. Zaman zaman önemli tarihsel değişimlerin, sosyolojik olayların içinde yer almıştır, 68 olaylarında olduğu gibi.Ta Amerika'da başlayan en temel anlamıyla özgürlük talepleri, o tarihteki mevcut sistemin yürümemesine gösterdikleri tepkileri ile gençlik her zaman önemli bir güç olmuştur.

Şimdi tabii; bu gençliğin kendini ifade etmesi koşulu ya da kendini kabul ettirmesi kendi içinde bulunduğu şartları, olgunluğu ile ilgilidir. Ama bir taraftan da kendi dışında gelişen şartlara bağlıdır. Örneğin; yaşadığı toplumun bu konuda demokrasi anlayışı, yaklaşımı, standartları, gençlik kesimine yönelik bakış açısı, beklentisi önemli olmuştur.

Amerika'da yaşayan bir genci kurumsal olarak aile yapısından ele alırsak onun özgürlüğü, serbestliği, yaşam alanı bizim gencimizden daha farklıdır. Ailelerin onlara tavır ve davranışları da daha farklıdır. Kendi toplumsal yapımızda özellikle kızlar açısından daha baskıcı bir durum söz konusudur. Demek ki bu durumda gençlik açısından hem kendi içinde barındırdığı koşullar hem de kendi dışındaki çerçeve önemlidir. Onların neler yapıp, neler yapmadıkları ile ilgili değerlendirme yaparken bence bunlar önemli kriterlerdir.

Türkiye'ye gelince Türkiye'de gençlik; yine 68 olaylarında Deniz Gezmişlerle üniversitede öne çıktı, değiştirdi, dönüştürdü, belki yenildi ama Türkiye'nin siyasal tarihine bir farklılık getirdiler, değişkenlik yarattılar. Aynı şey 12 Eylül'de oldu. 12 Eylül 80 öncesi gençler daha toplumsal duyarlılıkla ya da düzensel duyarlılıkla gençlik örgütlerinde bir araya geldiler, toplandılar, sokaklara çıktılar. Tabii 12 Eylül'ün amacı gençlik de dahil olmak üzere toplumun tümünü baskılamaktı. Ağır bir baskı altında kaldı toplum. Bununla beraber gençliği apolitik olmaya dayattılar.

''Uğraşma başka bir şeyle kendi işine bak, kurtar hayatını'' zihniyetini aşıladılar. O ideolojik çerçeveydi, bir toplum mühendisliğiydi. Ve sonuçta da ne oldu? Uzunca yıllar özellikle üniversite gençliği tıpkı sendikalarda, meslek örgütlerinde olduğu gibi bastırıldı ve belirli ölçülerde dönüştürüldü.

Baskı altında kalmak;  işi, eşi, çocuğu olan için daha sisteme ayak uydurmak veya içselleştirmese de kabullenmek gibi olsa da gençlik için bir başkaldırıydı, isyandı.

İşte gençliğin tarihsel ve toplumsal gelişimi budur ve evet toplumun halen önemli rol oynayan sosyolojik gruplarıdır, somut olarak siyasi alanda görünmeseler de enerjileri yüksektir.

Peteğin Keyif Dükkanı: Biraz da arka pencereden bakarsak üniversiteli gençler özgüveni yüksek yetişirken daha bireyselleşip, daha yalnızlaşmaya başladılar. Hatta son dönemde zaman zaman şaşırtan duyarsızlaşma tepkileriyle karşılaşıyoruz. Değerlerde yozlaşmaya şahitlik ediyoruz. Kitap, dergi, gazete okumayan, popüler kültür dışında önceliği olmayan nesil ile karşı karşıyayız. Bu da biz eğitimcileri üzüyor ve endişelendiriyor. Peki; Biz mi tükettik bu gençleri?

Serdar Kızık: Gençlik derken aslında kendimizi de tarif ediyoruz. Kitap, gazete okunmayan bir evde yetişen çocuktan bunları okumasını bekleyemezsiniz. Bu duruma bir de onların apolitik, bencil, sadece kendilerini düşünen bireyler olmalarını destekleyen sistem eklenirse duyarsızlığa çok şaşırmamak gerekir. Bizim görevimiz onları zorlamadan bakış açılarını değiştirmektir.

Peteğin Keyif Dükkanı: Peki, yazılı medyadan uzaklaşmalarının sebebi görsel ve sosyal medya ile çok haşır neşir olmaları mıdır? Aynı zamanda internet yazarı olmama rağmen, evet suçu öncelikle kendimizde arıyorum diyorum ki acaba biz mi onları salt bu yöne kanalize ettik, yanlış yönlendirdik? Ders dinlerken dahi cep telefonlarından kopamamaları, akıllarının digital oyunlarda olmaları gibi olağan hale gelen vahim durumlardan yola çıkıyorum. 

Serdar Kızık: Sosyal medya dediğimiz olgunun bütünsel olarak onaylanmayacağı gibi tamamen dışlanması da mümkün değildir. Çağın getirdiği bir gerçektir. Birebir insan temasından uzaklaşıp, sosyalleşmeyi engelliyor, bireyselleştiriyor gibi görünse de, ki doğrudur bir okadar da ulaşılamayanı ulaşılabilir haline getiriyor. Örneğin; şiirle ilgileniyorsa tanımadığı şairleri buluyor, onları okuyor, onlardan haberdar oluyor. Murathan Mungan kimdir? Onu merak ediyor, öğreniyor. Ben de şiir yazıyorum, araştırıyorum. Sosyal medya okumaları önemlidir, daha doğrusu nasıl verimli kullanıldığı önemlidir.

                                

Peteğin Keyif Dükkanı: Size gelmeden önce okur kesiminden bulabildiğim öğrencilerim arasında sizi sorduğum zaman çevre ve doğa konulu yazılarınıza daha çok ilgi duyduklarını fark ettim. Bu konuda yol almaya başladık gibi!

Serdar Kızık: Düne kadar çevre konusu yere çöp atmayalım, yeşili koruyalım, çevremizi temiz tutalım ile sınırlıydı. Ancak insanlar artık gördüler ki çevre konusu hayatımızın içinde ve bizler ciddi tehdit altındayız. Bir şekilde ucu bizzat insanların yaşamına dokunmaya başladı. Sermaye çıkarları uğruna insan toplulukları zarar görmeye başladı. Termik santrallerin kurulmasıyla köydeki ninenin de sorunu olmaya başladı ve çevre bilinci gelişerek çevre harekatı başladı. Bu tür yazılarımın dikkat çekmesinin nedeni budur, kendilerini buluyorlar.


İşte böyleydi karşılıklı sohbetimiz hatta daha fazlası vardı. Sondaki kapanış cümlesini ise ben size ilk başta yazıverdim zaten...

Serdar Bey'in Cumhuriyet Gazetesi'nde bulunan bol ışıklı odasında benim de meraklısı olduğum harika bir sukulent ve kaktüs koleksiyonu var. Bilseydim götürmez miydim bir saksı sukulent?

Yeni sohbetlerde buluşmak üzere keyif dolu günleriniz olsun.

Petek Uluğ



13 Kasım 2015 Cuma


Yaşadığınız şehirde öyle yerler, mekanlar vardır ki; sizi her daim mutlu eder, keyif verir. Ne zaman fırsatınız olsa kendinizi oraya atarsınız. Hatta fırsat bulmak için beklemez, özler, gidersiniz. Çünkü her ziyaretinizde kendinizi bulursunuz orada. İşte KIZLARAĞASI HANI da benim için tarihi özelliği ve mistik havası ile öyle bir mekandır. İstanbul'un ilk AVM'si Mısır Çarşısı ise İzmir'in ilk alışveriş merkezi bu handır. Yaz veya kış hiç fark etmez, burası hep sizi bekler. Hem de 1744 yılından beri bekler. Zaman içinde yangınlar, yıkımlar atlatmış olan han bugün İzmir hanlarının en büyüğü ve mimari olarak da en dikkat çekici olanıdır.


Osmanlı Dönemi'nde Hacı Beşir Ağa, hanın yapım emrini verirken, İzmir'in o dönemde ticari liman şehri olması özelliğini düşünmüş olsa gerek, çünkü; han bugün de birçok yerli, yabancı turist için cazibe merkezidir.

İzmir'in Konak ilçesi, Kemeraltı Çarşısı içinde bulunan 2 katlı Han, Hisar Cami'ne yakındır. Cevahir Bedesteni, Bakır Bedesteni, Çuha Bedesteni olmak üzere 3 bölümden oluşur ve cıvıl cıvıl bir avlu ile çevrilmiştir...
                                                                                                                                                                                      

Osmanlı Dönemi'nde ticari amaçlı kullanılan zemin katında tüccarların malları depolanır, saklanır ve alışveriş yapılırmış. Üst katta ise gece konaklamak için, özel baca sistemli küçük odalar varmış.

                                       
Günümüzde giriş katında el sanatları, hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, deri kıyafetler, nargile aksesuarları, değerli taşlar satan çeşitli dükkanlar bulunur, üst kat ise hanın daha sessiz, sakin ve müşteri bekleyen katıdır. Adeta tarihsel görevine devam eder gibi!

Yani giriş katı günün hareketliliğini, telaşını, bol misafirlerini, yabancı turistlerini ağırlarken, yukarı kat dinlenmek, huzur bulmak isteyenlerin çıkacağı yerdir! Tabii sohbet ettiğim esnaf, bu durumdan hiç de hoşnut değildi. Sürekli sitem ederek
 '' Biz de varız, biz de buradayız, üst kata çıkmayı unutmasın müşteri, hem fiyatlarımız da makul''  diyor dükkan sahipleri !


                 

250 aktif dükkanı bulunan hanın genelinde mistisizm hakim. Tarihe kısa bir yolculuk yapıp, geri dönüyorsunuz sanki! Günün her saati kalabalık olan Kemeraltı Çarşı'nın içinden geçip girdiğiniz handa dışarıdaki keşmekeşliği bırakıyor ve avluda içtiğiniz fincanda pişen dibek kahvesi ile nostaljik bir keyfe başlıyorsunuz. 
'' Kimler geldi, kimler geçti acaba bu handan? '' diye düşünürken aklınız gümüş, değerli taşlar, hediyelik eşyalar satan dükkanlarda kalıyor tabii...
                                                                                                                                                                                                                                                    
                                       
                                                                                                                                                                                                   

Gümüş takılar satan Füsun Takı'nın sahibesi güleryüzlü  Füsun Hanım alışveriş yapmasanız bile kahve ikramını sizden esirgemez.
                                      
Antika ve eski eşyalara meraklılar için 2.kat tam bir cennettir. Çünkü koridorunda sükunet içinde dolanırken karşınıza harika el işleri, eski kıyafetler veya antika eşyaların sergilendiği camekanlar çıkacaktır. Eski  kilim, halı satan dükkanlarda ise günümüzde neredeyse artık göremediğimiz el halılarına rastlarsınız.

                     

                     

RİO antika dükkanında yaptığım keyifli sohbette öğrendim ki birçok değerli parça kendilerine Levanten ailelerden geldiği gibi, hurdacılardan da ulaşıyormuş. '' Ve inanamazsınız, öyle kıymetli parçaları çöp kenarlarına bırakıyorlar ki! '' dediler...
                                                                                                                                                                                           

                       

Pamukoğlu Antik Saat'in sahibesi ise geleneksek Anadolu motifli, el işi birçok eşyayı sadece satmadıklarını, aynı zamanda değerlendirdiklerini  ve tadilat, tamirat işlerini yaptıklarını da anlattı.

          

         

         

         

Üst katta bulunan Neyzenler ise handa gerçek mistisizm havası yaşatmakla kalmaz, sizi Tasavvuf  yolculuğuna da çıkarır. Hele bir de neyden çıkan tınılara denk gelirseniz, durup da dinlemeden geçemezsiniz...


İşte yolunuz İzmir' e veya Kemeraltı'na düşerse, modern çağın AVM lerinden fırsat bulursanız, Hacı Beşir Ağa'nın Hanı'na mutlaka uğrayın derim. Akın akın gelen yabancı turistlerin ilgi odağı olan bu tarihi alışveriş merkezine iade-i itibarda bulunalım derim...

        

Keyif  Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ