29 Aralık 2014 Pazartesi


Bayram önceleri evlerde yapılan bayram temizliği vardır, bir telaş yaşanır, köşe bucak her yere dokunur elimiz, pırıl pırıl olur evimiz, bu arınma ziyarete gelenleri hoş karşılamak, tertemiz buyur etmek içindir.

İşte bu temizliği ben yılın son günlerinde, yeni yılı karşılarken de yaparım. Ancak; bayram temizliğinden biraz farklıdır bu kez.

Detoks diyeyim ben buna. Ya da aklanma, paklanma.

Hem sadece evin içinde değildir bu detoks, ruhumda, hayatımda, çevremde.

Bu kez gelen 365 tane farklı misafirdir. Herbiri ayrı yenilikler ile gelir bilirim. E hazırlıklı olmak lazım, yer açmak lazım, keyifle buyur etmek lazım.

Öncelikle ruhumuzda temizlik gerekir ki, yenilenelim, yeniye hazır olalım. 

Ruhun detoksu diğer temizliklere göre daha zordur ve daha uzun sürer. Kolay değildir tabii içimizde barındırdığımız, ta benliğimize nüfus etmiş, biz olmuş duygularımızdan hoopp diye arınıvermek. Hem bunun öyle deterjanı falan da yok! Kazımadan, silmeden, süpürmeden yapmak bu işi biraz zaman alır. En iyisi son güne bırakmadan işe başlamak lazım.

Hadi bakalım, çıkar dışarıya içinde tuttuğun gizli kinlerini, endişelerini, korkularını, koy önüne...

Et itirafını, yap savunmanı kendine. İnandın mı? Hayır! Çünkü bir tek kendine yalan söyleyemezsin. Hadi temizle bu negatif duygularını, yap onları pür-ü pak. Çünkü hiçbir işe yaramadılar, ıvır zıvır doldurdular içini.

Daha sakin, daha dingin olmayı dene...

Hadi şimdi kur empatini, koy kendini eleştirdiğin insanların yerine, anlamaya çalış bakalım onları. Anlayabildin mi?Hayır! Ozaman ilişkilerini gözden geçir bakalım. Devam mı? Tamam mı? Yıprandığın ilişkilerle girme yeni yıla. İlişki detoksu derim ben buna.

Yargılamaların var ya kendince,  dök onları ortaya, tart değerlerini, ölç,biç, eleştir kendini, sana yeni bir sen mi lazım acaba? Karar ver bakalım. Hazır yeni yıl gelirken ''Değiştim ben artık!'' deyiver. Yok, yok değişme! Geliş, hoşgör kendince. Değişimin en güzel zamanıdır şimdi, yenilenmenin adıdır kendi içinde...

Üzdüğün kadar üzülürmüşsün ya, çıkar yılın bilançosunu, dök hesaplarını ortaya, topla, çıkart, böl, çarp, bak bakalım ne kaldı elinde? Kimler var yanında? Yani ne kazandın? Ne kaybettin?

Yapacağım diye planladıklarının hepsini yapabildin mi? Hayır! ise yanıtın, ver hesabını, anlat kendini kendine bakalım. Veremiyorsan hesabını sil at hepsini biran önce. Onları yeni yıla taşımanın hiçbir anlamı yok! Kabullen kendini, yapabileceklerini al yanına, götürme kaldıramayacaklarını. Tanı artık seni!

Hazmedemediklerin var mıydı bu yıl? Evet! ise yanıtın, işte detoksun en can alıcı noktasındasın. Tam zamanı şimdi.

Ya kabula geç uzlaş, ya da güçlenip alt et hazmedemediklerini. Yeni yıla tertemiz gir, hayallerini yenileyerek gir, umutlarını ümitle besleyerek gir, eski yılın davalarını kapatarak gir.

Pişmanlıkların oldu mu hiç? Olmuştur mutlaka! Temizle şu keşkelerini! Götürme yanında, kapat hesaplarını.

Elindeyse, gücün yetiyorsa sil, süpür sevmediğin, seni huzursuz eden her şeyi.

Kararsızlığını yok et, kararlı olmak için al yeni kararlarını.

Evet, çok kolay değil! Ama dedim ya temizlik bu! Yorar, sıkar insanı önce, sonra da huzur verir, keyif verir.

Detoks arınmaktır, arınmak şifalanmaktır.

Şifa da senin ruhundadır.

Hadi kolay gelsin.

Keyif Dolu Günleriniz, Yıllarınız Olsun.

Petek Uluğ




24 Aralık 2014 Çarşamba

BİR ZAMANLAR...


Eskiye özlem ya da popüler adıyla nostalji günümüzün modern hayatında oldukça sık anılır kavram oldu.
Bu gerçekten özlem duygusu mudur yoksa bugünden düne bir kaçış mıdır? Bilmiyorum ama, benim için eski, geçmiş ve yaşanmış her şey çok değerlidir.  Sadece kendimin değil tanımadığım hayatların dahi yaşam kesitleri bugünün gözlüğünden bakılınca çok anlamlı gelmiştir.

Hadi Barış Akarsu'yu da anarak yazımı paylaşayım sizinle...


Eski dönemlere ait eşyalar, kıyafetler, evler beni hep heyecanlandırmıştır.
Belki de büyüdüğüm şehir Bursa'da saray tarihine ait izler, yaşadığım şehir İzmir'deki çok uluslu kültürel zenginlik eskiye olan ilgimi daha da arttırdı... 
                   
Bu ilgi zamanla bana eski dönemlere ait kitapları bulup, içine dalıp bir nefeste okuma alışkanlığını kazandırdı.

Sadece kitap değil, aile büyüklerinden kalan vintage özellikli eşyaları toplamak da kişisel ilgi alanıma girdi. Eski biblolar, kahve fincanları, çay takımları, şekerlikler benim kıymetlilerim oldu...


Bu merakım İzmir sokaklarında gezerken birçok eski tarihi evleri, köşkleri keşfetmeme ve eski eşya satan dükkanları, antikacıları bulmamı sağladı. Nasıl da keyif alıyorum o dükkanları gezerken, o eski ve artık bulunamayan porselen tabaklara dokunurken, el kesmesi cam vazoları seyrederken, Murano şekerliklerin fiyatlarını sorarken. İşte! diyorum bu mekanlar da benim keyif dükkanıma benziyor, ilgisi olanlar için nasıl da zevk köşeleri buraları... 
                          
Makine değmemiş beyaz iş perdeli Tavan Arası adındaki bu sevimli dükkan Karşıyaka'nın ara bir sokağında (Kilise Sokağı) Bruno Luciano Pallamari'ye ait. Her uğradığımda koleksiyonuma teker teker eklediğim o rengarenk incecik artık üretilmeyen porselen kahve fincanlarının hepsini satın almak istiyorum.

                                            
                     
                                           

                                          

                                         
     
                                         

                                         

                                                            

                                          

     

       

      







İstanbul seyahatlerimde ise her fırsatını bulduğumda İstiklal Caddesi'nde bulunan Suriye Pasajı'na koşar BAY RETRO'yu dolaşırım. Burası dönem dizilerinin ve filmlerinin kostümlerini hazırlayan dünyanın ikinci büyük vintage (ikinci el eşya)  mağazasıdır. '' Öyle Bir Geçer Zaman Ki '', ''Ezel'', ''Hanımın Çiftliği'' gibi popüler dizilerin tüm kostümlerini orada görebilir, dokunabilirsiniz. Oradan çıkmak istemem  ve o dönemlere gider dönerim. İstiklal Caddesi'nin kalabalığına karışınca birden nerede olduğumu hatırlarım ancak; o eski ile yeni arasındaki gidiş gelişler  ayrı bir keyif yolculuğudur benim için...



Keyif dolu günleriniz olsun...


Petek Uluğ

22 Aralık 2014 Pazartesi


Her bitişin yeni bir başlangıç olduğuna inanırım ben. Her senenin sonunda içimi kaplayan heyecan da belki bu nedenledir. Giden neler götürür veya gelen neler getirecektir onun hesabını da yapmam hiç! Ama bilirim ki gelen yeni bir sene ise rengarenk, ışıl ışıl, pırıl pırıl gelir. Hem de kucak dolusu süsleri ile gelir. Kırmızı ile gelir, canlanır sanki kış uykusunda uyuyan ruhlar. Sokaklar, vitrinler neşelenir. Benim evimin içi de renklenir, daha bir kırmızı olur, daha bir ışıldar.



Aralık ayını diğer aylardan ayrı tutmam ve sempatik bulmam sadece yılbaşı döneminin süsünden, püsünden midir, verdiği enerjiden midir bilmiyorum ama kesin olan bir şey varsa o da kişisel tarihimde önemli insanların doğum dönemleridir bu ay.

Hatta sevgili blogum bile bu ayın verdiği keyif ile yılın son haftasında yeni yılın heyecanı ile doğmuştur.

                                              
Benim için Yılbaşı süslemelerinin anlamı yeniye ''Hoşgeldin'' mesajıdır. Yani yenilenmek, keyiflenmek ve süslenmektir. Dekorasyona ilgi duyan biri iseniz yılın en güzel dönemine girmek üzeresiniz demektir... 



Ne keyiflidir evinizi, varsa ağacınızı süslemek. Sonra da karşına geçip ışıltıları, pırıltıları seyretmek ve beklemek...




Ticari telaşa kapılmadan sadece sevdiklerinizi mutlu etmek ve kendinize keyif vermek için alınan hediyeler de bu dönemin tatlı ve renkli sürprizleridir...


Her sene yeni bir konsept belirleyebilir ve değişiklik yaratabilirsiniz. Dekoratif seçeneklerin en bol olduğu kutlama ve süsleme dönemidir yılbaşı. Hatta bana kalırsa her türlü abartıyı bile kaldırır, hoş gösterir. Örneğin; doresi var, lamesi var, renk cümbüşü var, paket paket süsleri var, çıngırakları, kartopları, kozalakları, şans çorapları var yani var da var...



Umutları, ümitleri, bekleyişleri taşıyan koca göbekli Noel Babaları da var tabii... 



Yeni yıl yazıları ile tekrar buluşmak üzere.

Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ

Kaynak: Pinterest

19 Aralık 2014 Cuma


Sümerologların verdiği bilgiye göre çam ağacı süsleme geleneği çok eskiye dayanan Anadolu geleneğidir. Hıdırellez şenliklerinin ayrı bir kutlama şeklidir. 22 Aralık'tan itibaren günlerin uzaması ile yaklaşan bahara, uyanmakta olan doğaya MERHABA demektir. Yapraklarını dökmeyerek, 4 mevsim yeşil kalabilen çam ağacı bu nedenle simgedir. Hayat ağacıdır yani...


Ailelerin bir araya gelmesi, sofraların kurulup yemekler yenilmesi bu bayramı beraber kutlamak içindir. Ömrün uzayacağına, birlikteliğe, şans getireceğine inanıştır. Hediyeleşme ise, dileklerin, edilen duaların, doğanın yeniden uyanması ile gerçekleşmesi için bir şükürdür aslında...


Gerçek doğum tarihi bilinmeyen İsa Peygamber'in doğumu olarak 25 Aralık gününün kabul edilmesi de Hristiyanlara göre bu inanışın temelidir.


Her dinin temeli olan SEVGİ nin aslında hiçbir dine, dile, ırka, kutlama şekillerine bağlı olmaması, hür olması da bu nedenledir...


Daha nice, süslü püslü, ışıltılı, pırıltılı, umut dolu, ümit dolu yeni yıl kutlamalarınız olması dileği ile...

Keyif Dolu Yıllarınız Olsun...

Petek Uluğ



Kaynak: Google 

Cumhuriyet Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi, köşe yazarı Serdar Kızık ile ders sonrası yaptığım söyleşi Peteğin Keyif Dükkanı olarak hem heyecan duyduğum hem de keyif aldığım sohbetlerimden biri oldu. 

Serdar Bey'in toplumsal olayları sorgulayan, çevre dostu yazılarını okur, ''Bilmezsin, neler olur. Bazen yol çizer rotayı, sen değil'' diye selamlayarak açılan internet sitesini de takip ederim.

''HER YOLCULUK BİR KEŞİFTİR, BİR ARALANMADIR!'' cümlesi ise çok etkiler beni. Sohbet öncesi kendisine de teşekkür ederken dedim ki ''Siz de beni bir yolculuğa çıkartıyorsunuz, sizinle sohbet etmek, yıllardır beraber olduğum üniversiteli gençleri sizinle konuşmak benim için de bir aralanma olacaktır.''

Bazen çok iyi bildiğinizi sandığınız şeyler için dahi görüşleriniz yetersiz kalabilir, başka bir bakış açısı, başka bir yaklaşım sizi aydınlatabilir. Belki de bu nedenle Serdar Bey ile sohbetimin ana konusu kendi hayatımın merkezinde bulunan üniversiteli öğrencilerimiz, gençlerimizdi.

''Bakın, ben böyle düşünüyorum ama siz bir gazeteci ve yazar olarak hatta eski bir eğitimci olarak bu konuda aynı mı düşünüyorsunuz?'' diyerek sıraladım sorularımı.

Bazılarında hemfikirdik, bazılarına ''Yok!'' dedi. Toplumsal deneyimlerine dayanarak, dışarıdan bir gözle daha objektif ve şefkatli yaklaştı.

Akademik eksikliklerin, eğitim sistemindeki noksanların, rol modellerindeki yetersizliklerin faturalarını gençlere ödetmeyelim dedi özetle!

Evet, doğruydu, söylediği her şeye katıldım. Ama dedim hani biraz serzenişte bulunurcasına ''Her türlü öğretme ve anlatma çabalarımızın karşılıksız kaldığı durumlarda, amacımıza ulaşamıyor olursak biz akademisyenler umudumuzu kaybediyoruz, biraz daha öğrenmeye aç, gelişime ilgi duyan gençliği bekliyoruz!''

''Bir dakika!'' dedi. ''Ne ektik ki, ne biçiyoruz? Bizler, onları yetiştiren büyükler, toplumu yöneten rol modelleri olarak neler verdik? Neler istiyoruz?''

Belki de yapılması gereken özeleştirinin altını çizdi.

Ama aslında ne demek istediğimi, biz akademisyenlerin eğitim anlamındaki tedirginliğini anladı.

Ayağa kalkıp, çay eşliğinde yaptığımız güzel sohbete son verirken işte beklediğim cümleyi söyleyiverdi.

Sona saklamıştı belki de!

''ÜNİVERSİTELER BİLGİ VERİLEN YERLER DEĞİLDİR, PETEK HANIM, BİLGİ ALINABİLECEK YERLERDİR, ONLAR ALACAK BİLGİYİ!''

Bana ayırdığı zaman için kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve Serdar Bey'in gözlemlerini, düşüncelerini sizlerle paylaşıyorum.


Peteğin Keyif Dükkanı: Bugün, yaşadığımız toplumsal olayları göz önünde bulundurursak Üniversite Gençliği için Onlar toplumun dinamikleridir, dengeleridir diyebilir miyiz? Nereden geldiler? Nereye gidiyorlar?

Serdar Kızık: Gençlik toplumsal bir katman olarak, belirgin bir sınıfsal özelliği olmasa da dünyanın her yerinde, her sosyal olayın, sosyal yaşamın içinde önemli rol oynamıştır.Varlıkları hem demokrasi mücadelesinde hem sınıf mücadelesinde sosyolojik olarak, ama tırnak içinde belirteyim herhangi bir sınıfı temsil etmeden etkin olmuştur. Zaman zaman önemli tarihsel değişimlerin, sosyolojik olayların içinde yer almıştır, 68 olaylarında olduğu gibi.Ta Amerika'da başlayan en temel anlamıyla özgürlük talepleri, o tarihteki mevcut sistemin yürümemesine gösterdikleri tepkileri ile gençlik her zaman önemli bir güç olmuştur.

Şimdi tabii; bu gençliğin kendini ifade etmesi koşulu ya da kendini kabul ettirmesi kendi içinde bulunduğu şartları, olgunluğu ile ilgilidir. Ama bir taraftan da kendi dışında gelişen şartlara bağlıdır. Örneğin; yaşadığı toplumun bu konuda demokrasi anlayışı, yaklaşımı, standartları, gençlik kesimine yönelik bakış açısı, beklentisi önemli olmuştur.

Amerika'da yaşayan bir genci kurumsal olarak aile yapısından ele alırsak onun özgürlüğü, serbestliği, yaşam alanı bizim gencimizden daha farklıdır. Ailelerin onlara tavır ve davranışları da daha farklıdır. Kendi toplumsal yapımızda özellikle kızlar açısından daha baskıcı bir durum söz konusudur. Demek ki bu durumda gençlik açısından hem kendi içinde barındırdığı koşullar hem de kendi dışındaki çerçeve önemlidir. Onların neler yapıp, neler yapmadıkları ile ilgili değerlendirme yaparken bence bunlar önemli kriterlerdir.

Türkiye'ye gelince Türkiye'de gençlik; yine 68 olaylarında Deniz Gezmişlerle üniversitede öne çıktı, değiştirdi, dönüştürdü, belki yenildi ama Türkiye'nin siyasal tarihine bir farklılık getirdiler, değişkenlik yarattılar. Aynı şey 12 Eylül'de oldu. 12 Eylül 80 öncesi gençler daha toplumsal duyarlılıkla ya da düzensel duyarlılıkla gençlik örgütlerinde bir araya geldiler, toplandılar, sokaklara çıktılar. Tabii 12 Eylül'ün amacı gençlik de dahil olmak üzere toplumun tümünü baskılamaktı. Ağır bir baskı altında kaldı toplum. Bununla beraber gençliği apolitik olmaya dayattılar.

''Uğraşma başka bir şeyle kendi işine bak, kurtar hayatını'' zihniyetini aşıladılar. O ideolojik çerçeveydi, bir toplum mühendisliğiydi. Ve sonuçta da ne oldu? Uzunca yıllar özellikle üniversite gençliği tıpkı sendikalarda, meslek örgütlerinde olduğu gibi bastırıldı ve belirli ölçülerde dönüştürüldü.

Baskı altında kalmak;  işi, eşi, çocuğu olan için daha sisteme ayak uydurmak veya içselleştirmese de kabullenmek gibi olsa da gençlik için bir başkaldırıydı, isyandı.

İşte gençliğin tarihsel ve toplumsal gelişimi budur ve evet toplumun halen önemli rol oynayan sosyolojik gruplarıdır, somut olarak siyasi alanda görünmeseler de enerjileri yüksektir.

Peteğin Keyif Dükkanı: Biraz da arka pencereden bakarsak üniversiteli gençler özgüveni yüksek yetişirken daha bireyselleşip, daha yalnızlaşmaya başladılar. Hatta son dönemde zaman zaman şaşırtan duyarsızlaşma tepkileriyle karşılaşıyoruz. Değerlerde yozlaşmaya şahitlik ediyoruz. Kitap, dergi, gazete okumayan, popüler kültür dışında önceliği olmayan nesil ile karşı karşıyayız. Bu da biz eğitimcileri üzüyor ve endişelendiriyor. Peki; Biz mi tükettik bu gençleri?

Serdar Kızık: Gençlik derken aslında kendimizi de tarif ediyoruz. Kitap, gazete okunmayan bir evde yetişen çocuktan bunları okumasını bekleyemezsiniz. Bu duruma bir de onların apolitik, bencil, sadece kendilerini düşünen bireyler olmalarını destekleyen sistem eklenirse duyarsızlığa çok şaşırmamak gerekir. Bizim görevimiz onları zorlamadan bakış açılarını değiştirmektir.

Peteğin Keyif Dükkanı: Peki, yazılı medyadan uzaklaşmalarının sebebi görsel ve sosyal medya ile çok haşır neşir olmaları mıdır? Aynı zamanda internet yazarı olmama rağmen, evet suçu öncelikle kendimizde arıyorum diyorum ki acaba biz mi onları salt bu yöne kanalize ettik, yanlış yönlendirdik? Ders dinlerken dahi cep telefonlarından kopamamaları, akıllarının digital oyunlarda olmaları gibi olağan hale gelen vahim durumlardan yola çıkıyorum. 

Serdar Kızık: Sosyal medya dediğimiz olgunun bütünsel olarak onaylanmayacağı gibi tamamen dışlanması da mümkün değildir. Çağın getirdiği bir gerçektir. Birebir insan temasından uzaklaşıp, sosyalleşmeyi engelliyor, bireyselleştiriyor gibi görünse de, ki doğrudur bir okadar da ulaşılamayanı ulaşılabilir haline getiriyor. Örneğin; şiirle ilgileniyorsa tanımadığı şairleri buluyor, onları okuyor, onlardan haberdar oluyor. Murathan Mungan kimdir? Onu merak ediyor, öğreniyor. Ben de şiir yazıyorum, araştırıyorum. Sosyal medya okumaları önemlidir, daha doğrusu nasıl verimli kullanıldığı önemlidir.

                                

Peteğin Keyif Dükkanı: Size gelmeden önce okur kesiminden bulabildiğim öğrencilerim arasında sizi sorduğum zaman çevre ve doğa konulu yazılarınıza daha çok ilgi duyduklarını fark ettim. Bu konuda yol almaya başladık gibi!

Serdar Kızık: Düne kadar çevre konusu yere çöp atmayalım, yeşili koruyalım, çevremizi temiz tutalım ile sınırlıydı. Ancak insanlar artık gördüler ki çevre konusu hayatımızın içinde ve bizler ciddi tehdit altındayız. Bir şekilde ucu bizzat insanların yaşamına dokunmaya başladı. Sermaye çıkarları uğruna insan toplulukları zarar görmeye başladı. Termik santrallerin kurulmasıyla köydeki ninenin de sorunu olmaya başladı ve çevre bilinci gelişerek çevre harekatı başladı. Bu tür yazılarımın dikkat çekmesinin nedeni budur, kendilerini buluyorlar.


İşte böyleydi karşılıklı sohbetimiz hatta daha fazlası vardı. Sondaki kapanış cümlesini ise ben size ilk başta yazıverdim zaten...

Serdar Bey'in Cumhuriyet Gazetesi'nde bulunan bol ışıklı odasında benim de meraklısı olduğum harika bir sukulent ve kaktüs koleksiyonu var. Bilseydim götürmez miydim bir saksı sukulent?

Yeni sohbetlerde buluşmak üzere keyif dolu günleriniz olsun.

Petek Uluğ





15 Aralık 2014 Pazartesi

                          


Özel günlerde kurduğumuz sofralar her akşam iş çıkışı evimizde hazırladığımız sofralara benzemez. Geleneklerimizde bayram sofraları nasıl önemli ve kıymetli ise yılbaşı için hazırladığımız sofralarımız da o denli renkli, keyifli ve şıkırtılı, pırıltılıdır.


Belki de en parlak ve en süslü sofralar yılın son akşamı kurulan sofralardır. Kullanılan aksesuarların çeşidi boldur...
Kozalaklar, mumlar, şamdanlar, çelenkler dore,lame ve özellikle kırmızı ile biraraya gelirse, yılbaşı heyecanı da başlıyor demektir...



İster geleneksel bir sofra kuralım, ister yılda bir kez pişirdiğimiz  ve sadece o akşama has menü hazırlayalım şu kesin ki; bir farklıdır yılbaşının enerjisi...



Evde tek başımıza bile olsak yine de kendimize minicik bir yılbaşı sofrası hazırlarız veya hazırlamalıyız...

Ancak haydi bu yıl farklı ikramlar yapalım dersek, yaratıcılığımızı kullanmalıyız, biraz da özenmeliyiz. Tamam diğer günlerden ne farkı vardır ama aslında eski bir Anadolu geleneğidir bu. Beraber olabilmek, yemek, içmek bir çeşit kutlamadır. Uyanan doğaya tekrar merhaba demektir.

Öyleyse; belki değişik sunum tabaklarından, bardak ve kovalardan yararlanabiliriz....


Böyle büyük cam sürahiler kalabalık kutlamalar için idealdir. İçine hangi meyve suyunu tercih ederseniz edin, kibrit çöpü şeklinde kesilmiş yeşil elma dilimlerinde ekleyin ve bereketin simgesi narlardan da konduruverin derim...


Renkli kurdeleler çok işimize yarar bu akşam için...

                                             

Üşünmek yaratıcılığı engeller bilirsiniz ! Hiç üşenmeyin bu güzel akşam için ve tüm yaratıcılığınızı kullanarak lezzetli olduğu kadar eğlenceli sofralar hazırlayın, emin olun ki neşe kaynağımız çocuklar bayılır bunlara...





Patates ezmesinin üzerinde peynir kırıkları bulunan bir kardan adam...




Peyniri meyve ve sebzelerle ikram ederek farklı ve renkli atıştırmalık sunum tabakları da hazırlayabilirsiniz...


İşte, cam tabağın kenarına dizilmiş minik ekmek dilimleri. Siz ekmek yerine buraya kızarmış  kalın patates dilimleri de yerleştirebilirsiniz...(Ben genelde öyle yapıyorum veya maydonozlar konduruyorum...)


Tema yılbaşı olunca çam ağacı olmadan olmaz. Çam ağacı her daim yeşildir yani ölümsüzdür. Hayat ağacıdır ! Peki neden sofradaki ağacınız meyvelerden olmasın bu yıl?


Yılbaşından sonra da dekoratif amaçlı kullanabileceğiniz şeker kavanozlarını sofranızın köşesine yerleştirin ki o yeni yıl çoşkusu çocuklar gibi sarsın herkesi...



Renkli cupcake kalıpları da yılbaşı sofraları için iyi bir alternatif bence...

İster dışarıda kutlayın yeni yılın gelişini, ister evde keyifli bir sofrada olun içinizde yeni yılın umutları, ümitleri hiç bitmesin. Sevdiklerinizle beraber bol neşeli menüler hazırlayın...


Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Görseller: Pinterest