BALKON - BAHÇE SEZONU AÇILDI

Sizlerle bahçe, balkon yazılarımda paylaşmıştım ne kadar dış mekan ortamlarını sevdiğimi. Şehrin içinde bile balkonum midyelerle, istiridyelerle doludur. Renk renk sardunyalarımı yazmaya gerek yok.

ERGUVAN VAKTİNDE ERGUVAN AĞACININ TARİHÇESİ

Ben bitmekte olan bu Nisan ayını çok severim; erguvan ayıdır benim için. Ancak, bu güzel ağaç İzmir'de çok azdır yani sayılıdır. Düşündüm ve fark ettim ki ben onların İstanbul'da Boğaz sırtlarını süslemesini severim.

BUGÜN SENİN BAYRAMIN ÇOCUĞUM

Bugün bayramların en sevimlisi, en şenliklisi. Bugün hepimiz çocuğuz sanki! Belki çocukluğumuzun bayramları kalmadı artık ama ülkemizin çocuklarına hediye edilen bir bayram var bu topraklarda!

NAZAR BONCUĞU NASIL ÜRETİLİR ?

Sizlerle ilk tanıştığım zaman paylaştığım gezi yazılarımdan biridir İzmir - Kemalpaşa - Nazarköy. Bu köy bana adından dolayı olsa gerek hiç de köy gibi gelmez. Küçüktür ve sanki orada yaşayanlara da hiç nazar değmez, kem göz görmez..

5 Haziran 2017 Pazartesi


Blog yazılarımda ele aldığım konuların ciddiyetini bilen, yazı dilimi tanıyan takipteki duyarlı arkadaşlarımın uyarısı üzerine fark ettim ki sizlere benim blog adım ile mailler geliyor. 

Bu maillerdeki yayınlar blogumda yayınlanmış gibi gösteriliyor. 

Lütfen itibar etmeyin! 

Maillerin blog yazılarım ve şahsım ile ilgisi yoktur. Blogda da bu tür yayınlar yoktur! 

Hesabım ele geçirilmiştir. Teşekkür ederim!

27 Mart 2017 Pazartesi


Can dostları ile yaşayanlar bilir, onları mutsuz edecek en ufak sorun tüm ailenin sorunu olur; çünkü ailenin bir üyesidir onlar. Sağlık sorunları kadar eğitimleri, yemek alışkanlıkları ve psikolojik durumları tıpkı biz insanlar gibi değerlendirilir. Biz Michael ile tanışınca onların dünyası ile de tanıştık. Ortak kullandığımız ilaçlar bile varmış. Kısacası; bu dünya sadece bize ait değilmiş!

Bir evcil hayvanınız olduğu zaman ilk işiniz her alanda olduğu gibi mesleki anlamda güvenilir, işini seven veteriner hekim arayışıdır. Onların ruhlarını anlayabilmek de ayrı bir uzmanlık alanıdır. Hatta onları anlamak; konuşabilen, derdini anlatan, tek tip fizyolojik yapıya sahip olan insanoğlundan daha zor bana göre.

Bu söyleşimi Michael'ın üniversitede klinik çalışmalar yapan akademisyen veteriner hekimi Kağan Ayanoğlu (Smart Veteriner Klinik) ile yapmak istedim. Birçoğumuzun aklına takılan konuları Kağan Bey'e sordum.

  1. Peteğin Keyif Dükkanı: Hayatı beraber paylaştığımız evcil hayvanlarımız ile ilgili ev içinde en çok hangi konularda dikkatli olmalıyız?

Kağan Ayanoğlu: Evimizde beraber yaşadığımız evcil hayvanlarımızı ailenin bir ferdi gibi değerlendirmek gerekir. Zaten hepimiz evcil hayvanlarımızdan bahsederken oğlum, kızım diye bahsetmiyormuyuz? Durum böyle iken hem psikolojik açıdan, hem de sağlık açısından niçin farklı bir tutum içinde olalım ki?
Bir veteriner hekim ve bu alanda uzun yıllar eğitim vermiş bir akademisyen olarak, önce sağlık açısından dikkat etmemiz gereken konulardan bahsetmek isterim.
Her zaman önceliğimiz aile fertlerinin sağlığıdır. Bu durumda, yeni edindiğimiz hayvanımızı önce sağlık kontrolüne götürmeliyiz. Hepimizin bildiği gibi, parazit ilaçlamaları ve koruyucu aşılamaları periyodik olarak yapılmalı. Bu konu hem bizlerin, hem de evcil dostumuzun sağlığı için önceliklidir. Tüm hayvan dostlarının bu konuyu zaten bildiğini varsayarak uzun uzun anlatmaya gerek duymuyorum.
Sonraki aşama yaşam konforu olmalı. Dostlarımızın beslenme ve kozmetik bakımına da özen göstermeliyiz. Bu konuda en sık karşılaşılan sorulardan birisi “acaba hayvanıma ev yemeği vermelimiyim” sorusudur. Evet, kontrollü olmak kaydıyla ev yemeği verebilirsiniz. Fakat burada dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bunlardan bazılarını sıralamam gerekir ise;

Tüm yemeklerimiz hayvanlarımız için uygun değildir. Evcil dostlarınıza her yediğinizi vermeyiniz.
Bazı hayvanlarda (Kanatlılar, kedi, köpek) yemeklerimizdeki şeker ve tuz miktarına bağlı rahatsızlıklar oluşabilir.
Yemek masası hayvanlarımız için bir alışkanlık haline getirilmemelidir.
Kedi ve köpekler gibi etçil canlılar, fizyolojileri gereği hazırlanmış gıdalar (uygun mamalar) dışında gıdalar ile uzun süre beslenmemelidir.

Örneğin kanatlı hayvanlarda tuzlu insan gıdaları sakıncalı iken, kedi, köpek gibi hayvanlarda ise genellikle şekerli gıdalar sıkıntı yaratır. Evcil dostumuz seviyor diye, ona, sürekli istediği insan gıdasını verirseniz, bir süre sonra rahatsızlıklar baş gösterebilir.
Kozmetik konusuna da kısaca değinelim. Bilirsiniz, 21 Mart’tan sonra gündüzler gecelerden daha uzundur ve Mart ayı artık kışın bittiği aydır. Bu nedenle evcil dostlarımız bu aydan itibaren tüy dökümüne girer ve kışlık elbiselerini çıkarmaya başlarlar. Bu durum, evimizde tüy fırtınalarına neden olduğu gibi, dostlarımız içinde sıkıntılı bir süreçtir. Sürekli yalayarak zayıflayan tüyleri atmaya çalışırlar. Aşırı tüy dökümü döneminde, tüy topakları barsak tıkanmalarına varan sorunlara yol açabilir. Bu dönemi hafif geçiren hayvanlarda ise kusma ve kabızlık görülür. Bu durumdan kurtulmak için Mart sonunda tıraş işlemi ihmal edilmemeli, onlarında baharlık elbiseleri giymelerine yardımcı olunmalıdır. Yeni çıkacak tüyler sağlam ve sağlıklı olduğunda, tüy dökülmesi de minimum seviyeye iner.

Peteğin Keyif Dükkanı: Can dostlarımızın bahar yaz aylarında karşılaşacakları hastalıklar nelerdir, nelere dikkat etmeliyiz?

Kağan Ayanoğlu: En sık karşılaşılan sorun paraziter hastalıklardır. Örneğin, Mayıs ve ekim ayları arasında gün batımından gün doğumuna kadar geçen sürede (akşam saatleri) tatarcık diye bilinen sinek türü kan emerek beslenir. Bu nedenle evcil dostlarımıza (Köpeklerde) leishmania hastalığını bulaştırabilirler. Bu sinekler deltametrin emdirilmiş tasma kullanıldığında rahatsız olduğundan bu risk %95 oranında ortadan kalkar. Bilindiği üzere bu aylarda kenelerde ortalığa çıkmaya başlar. Kene, bit, pire gibi dış parazitlerden korunmak için, dışarı çıkan hayvanlarda 60 günlük periyotlar ile veteriner hekiminize uğrayıp kontrol ve ilaç uygulaması yaptırmanız gerekir. Bahar aylarında dikkat edilecek konular tıraş ve paraziter hastalıklardan korunmadır. Yaz aylarında ise hayvanlarınızı kesinlikle uzun süre doğrudan güneş ışığına maruz kalacak şekilde bağlamamanız ve sınırsız su tüketimine imkân sağlamanız gerekir. Ayrıca, yaz aylarında su ihtiyacının, sokak hayvanlarında da arttığını ve hayati olduğunu unutmayarak, onlar içinde bir tas su bırakmanızı rica ediyorum.
Peteğin Keyif Dükkanı: Evcil hayvanlarımıza eğitim, disiplin verme konusunda sınırlarımız ne olmalıdır? Bu konuda aşırı sevgi, şefkat göstermek ne gibi sıkıntılar doğurur? 

Kağan Ayanoğlu: Sevgi ve şefkat hiçbir zaman sıkıntı doğurmaz. Sevgi ve şefkat her canlının temel ihtiyacıdır. Hiçbir canlıya sevgi ve şefkat göstermeden disiplin uygulayamazsınız. Uygulasanız da, başarılı olamazsınız. Bu nedenle bu konuda kitap ve yayınları okuyarak dengeyi kurabilirsiniz. Burada eğitimden kastım “çiş” eğitimi değil tabi ki. “Çiş” konusu genellikle en basit öğrenilen bir alışkanlıktır. Eğer tuvalet eğitimi almış bir pet dostunuz bu konuda beklenmedik hatalar yapıyorsa, bu onun tuvalet eğitimini unuttuğundan değil (asla unutulmaz) psikolojik, nörolojik ya da fizyolojik bir rahatsızlığı olduğunu gösterir. Uzman bir hekimle görüşerek yardım alabilirsiniz. Eğitim demek, köpeğinizin tasmasını çekiştirmeden yürümesi, sağınızdan ya da solunuzdan komutunuz üzerine yürümesi, komutla bekleyebilmesi, yani kısaca oyunları kuralı ile oynayabilmesidir. Tabi ki ileri aşama eğitimle, köpekler resmi görevler bile alabiliyor.
Peteğin Keyif Dükkanı: Blog okuyucalarım için verdiğiniz bilgilere çok teşekkür ederim Kağan Bey.

Smart Veteriner Kliniği



Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ






24 Şubat 2017 Cuma


Sosyal medyada tanıştığım, bir araya gelerek sarıldığım, sohbet ettiğim çok güzel insanlar oldu. Onlardan biri de Psikolog-yazar, aile, evlilik danışmanı sevgili İlkim Öz'dür. Kendisini sosyal medyadan çok daha önce tanıyordum, tabi ki! TV programlarında sohbetlerini, kitaplarındaki öykülerini, gazete röportajlarını takipteydim. Sesinin tonundaki huzur ve gözlerinin rengi de en az anlattıkları kadar dikkat çekiciydi benim için.

Bir gün instagram paylaşımlarımız sayesinde birbirimizin evine, hayatına misafir olduk. Michael'ı çok sevdi; çünkü İlkim Hanım gerçek bir hayvansever. Onun da evinde sahiplendiği can dostları var. Onları ofisinde bile ağırlar bazen.

O da çiçek sevdalısıdır, paylaşımlarından pozitif enerjisini hissetmemeniz mümkün değil!
Mesleki anlamda bir ilke imza atan, Türkiye'de ilk öykü terapi kitabının yazarıdır. Bildiklerini paylaşmayı seven bir psikologtur. Kalemi en cesur terapist ünvanını kazandığı 19 kitabı yayınlandı.
İzmir'de kitap fuarında ziyaretine gittim. Beni kalabalığın içinden fark ederek tüm samimiyetiyle ''Hoşgeldin, Petek!'' dedi. Ailemi,oğlumu, Michael'ı sordu. Anladım ki bazı insanların meslekleri tesadüfi bir seçim değil!
Blogumda söyleşi yapmak istediğimi ilettiğim zaman yoğun çalışmasına rağmen ''Ne demek? Seve seve...'' dedi. Kişisel internet sitesinde ''Herkesin biraz konuşmaya ihtiyacı vardır!'' diyor. Benim de Ona sorular sormaya ihtiyacım vardı, galiba!

Bana ve blog okuyucularıma zaman ayırdığı içten sohbeti için İlkim Hanım'a çok teşekkür ederim.
Peteğin Keyif Dükkanı: İnsanların bireysel, ailesel, toplumsal alanlarda yaşadıkları sorunları çözmek, baş etmek amacıyla psikolojik desteğe ihtiyaç duymaları ile beraber bu destek bilincinin geliştiğini ve gelişmekte olduğunu gözlemliyorum. Bu da bir eğitimci olarak beni mutlu ediyor. Her alanda olması gerektiği gibi işi uzmanına bırakmayı, el yordamı ile halletmemeyi öğreniyoruz belki de!

Son 20 yıllık perioda bakarsak, insanlar artık siz psikologlara daha rahat ulaşabiliyorlar, sorunlarını anlatabiliyorlar diyebilir miyiz? Klinik anlamda yol alıyor muyuz? Örneğin; aile terapilerine erkekler de dahil oluyor mu?


İlkim ÖzSon yıllara kadar insanlar psikolog ile psikiyatr ayırımını bilmiyordu. Bunu doğal karşılamak gerek. Neden derseniz çünkü toplumumuz hangi rahatsızlığa hangi uzmana gideceğine ilişkin bilinçlendirilmemiş. Bunu sıklıkla fark eden bir uzman olarak “ Terapide 5 Soluk” adlı  kitabımı yazmaya karar vermiştim.(1999) O güne kadar anne babalara rehber niteliğinde kitaplar yazıyordum. Ama gelen danışanlardan anlıyordum ki kimse psikolog kimdir, psikiyatr kimdir ve psikoterapi nedir bilmiyordu. Yazmam gerek diye düşündüm. Toplumumuz bilmeli psikiyatrist ile psikolog arasındaki arasındaki farkı. Ve çok önemli bir konuyu daha aydınlatmalıydım.

Psikoterapi nedir? Terapist ne yapar da ağlayarak gelen kişi, gülümseyerek çıkar. Ruhu ağrıyan birinin sızısı nasıl diner? Kitabı yazdığımda hocalarım bana tepki gösterdi. Terapiyi deşifre ettin diye. Oysa ki bana göre bilgi paylaşılmalı.Terapi odasında nasıl bir sistem işlediği.paylaşılmalı ki kişiler rahatsızlıklarında hangi uzmana gideceklerini bilsinler. İşin güzel tarafı, benden sonra hocalarım da kitap yazmaya başladı!
2000 li yıllar insanın ruhunu yani psikolojisini keşfetme dönemi oldu diyebilirim. Bu son derece sevindirici. İnsan zaman içinde, örneğin baş ağrısının yada mide ağrısının salt fiziksel kaynaklı olmadığını psikolojik kökenli de olabileceğini öğrendi. Mesela stres hormonlarından sık sık bahsediyoruz. Yani üzülüp, korktuğunuz, heyecanlanıp, kaygılandığınız zaman beynimiz bir hormon salgılıyor. Bu hormonun içinde asit var vücuttaki tüm organları deforme ediyor. Bilimsel araştırmalara göre biliyoruz ki kanserde yani hücre deformasyonunda stres son derece etkili. Tabi ki genetik yatkınlıklar da söz konusu ama stres çok güçlü bir tetikleyici.
Benim mezun olduğum yıllara göre, toplum daha bilinçli ve biz psikologlara başvuruyorlar.
Ben evlilik ve aile terapistiyim. Sevinerek belirtmeliyim ki çok bilinçli bir yeni nesil var. Evlenmeden önce, “Bizim evliliğimiz nasıl olur” diye geliyorlar. Anne baba olmak istiyoruz, nasıl ebeveynler oluruz diye bilgilenmek için geliyorlar.  Sayı çok mu değil ama umut verici ve sevindirici.
                         

Peteğin Keyif DükkanıBir genelleme yaparsak; danışanlarınızın size başvurma nedenleri arasında hangi konuları sıralayabiliriz, İlkim Hanım? Bizim toplumsal psikoloji analizimiz nedir?

İlkim ÖzGenel anlamda biz psikoterapistlere başvuran kişileri değerlendirirsek, kadınlar çoğunlukta. Gönül ister ki erkekler de gelsin. Erkek eşinin sorununa, çocuğunun sorununa sahip çıksın. Ama erkek henüz bununla yüzleşmeye hazır değil. Bakıyorsun erkeğe mimar, mühendis, doktor ya da iş adamı. Her türlü sorunu çözüyor ama ailesiyle o duygu bağını kuramamış. Benim analizlerime göre, bizim toplumumuzda erkekler duygusal sorunları çözmekte çok dirençli ve hazır değil. Erkek acıdan korkuyor. Yani duygusal acıdan söz ediyorum. Yoksa fiziksel acıya çok karşı çok dayanıklılar elbette. Ama bu noktada şu gerçekliği de söylemeden geçemeyeceğim; kadının acı eşiği erkeğe göre 7 kat fazla güçlü! Bunun adı da Doğum sancısı. Hayata karşı yani!
Danışanlarım daha çok kadındır. Bu kadınların çoğunluğu evlilik sorunlarına ilişkin gelirler. En başta sanıldığının aksine “aldatma” yoktur. Eşin ilgisizliği, psikolojik ve fiziksel şiddet vardır. Kadının ise  sevilme isteği ve erkeğin duyarsızlığı vardır. Çünkü erkek kendi yaşam alanında “ego” davranışlarını sürdürür yani dilediği TV programını izler ya da uyur. Kadın ise ilgi ve onay ister eşinden. İşte bütün sorun burada yükselir ve patlar. Kadın sorunu dile getirir,erkek umursamaz. Sonunu çözemeyen kadın “Terapiste gidelim” der. Erkekse “Valla ben mutluyum, mutsuz olan sensin, sen git” der. Ve kadın yine yalnız olarak bize gelir. Sonuç olarak evlilik ve aile terapilerine eşiyle gelen kadın sayısı azdır.
Toplum olarak analiz edersek, kadınlar ilişkilerine aşırı odaklanıyor ve takıntı yapıyor. Eşim nerede, ne yapıyor, kiminle diye obsesif davranış ve duygular çok yüksekte.  Oysa ki yaşam tek odaklı değildir. Olursa sorun çıkar insanı yorar. Hayat bir mozaiktir. Bana göre kadın toplumun temelini oluşturur. Çünkü aile kurma becerisi sadece kadındadır. Erkekte yoktur bu özellik. Onlar soyun devamı için kodlanmıştır genlerinde. Bu da kötü olarak algılanmamalıdır. Modern toplum bilinci, bu anlamda erkeği de eğitmiştir. O zaman kadın da özgüvenli ve güçlü olmadır. Neden anxiete/ kaygı bozukluğu şikayeti ile hastanelere başvuranlar kadınlardır? Çünkü kadınlar daha duygusal ve duyarlıdır. Erkek daha bir mantıkla yaşar hayatı. Erkekler olaylarla duygu bağı kurup, içsellleştirmezler. Hangisi doğrudur? Bana sorarsan ikisi de doğrudur. Kadın ve erkek kendi kişisel genlerinde birbirlerini bütünlerler.



Peteğin Keyif Dükkanı: Demek ki iki cinsin birbirini toplumsal ve genetik kodlanmaları ile kabullenmeleri gerekiyor. Bu da hem ilişkilerde hem de evliliklerde hoşgörü getirecektir. Tabii sınırları olan bir hoşgörüyü kastediyorum! 

Ülke olarak zor bir kış geçirdik, nedenleri malum! Ve hepimiz baharı özlemle bekliyoruz. Çevremde çeşitli sebeplerle sürekli mutsuz, şikayet eden, yüzü asık insanlar görüyorum. Hatta kendi üniversite öğrencilerim yani O pırıl pırıl gençlerim de mutlu değil. Onları motive etmek için zorlanıyorum. Kişisel motivasyonumuzu artırabilmek, ''Hadi yine, yeni yeniden'' diyebilmek için neler yapmalıyız? Neler önerirsiniz?

İlkim Öz: Evet, ülke olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Terör, tecavüz, cinayet ve öfke patlamaları vb. Bu olaylardan dolayı insanlarımız çaresiz ve korku dolu hissediyor. İnsanlar sabah uyandıklarında depresif hissediyor. İnsanımızın  kaygı düzeyi arttı  ve bilinç altlarında korku ile güne başlıyorlar.


Her şeyden önce hayata uyumlamak gerekiyor. Sorunlar her zaman oluyor ama insan çözüm üretmeli. Bu yüzden hep yineliyorum; bağımlı değil, özgür düşünüp, bağımsız hisseden  çocuklar yetiştirmeliyiz. “Öğrenilmiş Çaresizlik” diye adlandırdığımız bir kavram var. Yani sorunlar karşısında dibe vurmak. Mesela “ Hayat zordur” kodlamasıyla büyüyen bir çocuk öfkeli olur hayata karşı. Evet hayat çıkmazlarla doludur, o zaman çözüm üretebilirsin. Çaresizlik yerine çözüm üretebilirsin. Aklını kullanarak, yepyeni yollar bulabilirsin.  Duyguların seline kapılmayı her insan yaşar ama akılsız duygular insanı çok yorar.


Peteğin Keyif Dükkanı: Aa ne güzel söylediniz. Akılsız duygular insanı yorar! Duyguların da akıllı olması lazım!

Güncel sorunlardan biri de sosyal medya bağımlılığı.  Artık anneanneler, babaanneler, dedeler, siyasiler, ünlü, ünsüz, çoluk çocuk hepimiz sosyal medya kullanıyoruz. Bu arada sizin de sıkı takipçinizim. Paylaşımlarınız sakin. Yani; huzur dolu. Ancak; Sosyal medyadan keyif, bilgi, haber alalım derken, olumsuz yan etkilerini yaşar hale geldik. Birçok kişi medya detoksuna başladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İlkim ÖzSosyal medya konusuna gelince, çok önemsiyorum bu meseleyi. Neden önemsiyorum çünkü; insanların hayatını etkiliyor. Şöyle ki; sosyal medyada bir takip edilenler bir de takipçiler var. Takip edilmek isteyen ego bağımlılarının, takipçi satın aldığını biliyoruz. Hatta bu kişiler ”like” yani beğenici grubu da satın alıyorlar. Kendilerini takip ve yayınlarını beğenenler çok olsun diye bazı ticari gruplara para ödüyorlar. Kısacası böyle ticari bir sistem kurulmuş. Sahte ve sanal bir ortam bu. Bakıyorsun hiç mesneti olmayan bir kişinin binlerce takipçisi var.Tamam olsun, sıkıntı yok, o da böyle mutlu oluyor. Ama bir araştırma sonucu var ki: şöyle, hem diğer insanlar bu kişileri otorite sanıp kanıyor, hem de yazdıklarını önemseyip uyguluyor.  Ve aynı zamanda şöyle bir sonuç ortaya çıkmış ki sosyal medya insanları mutsuz edip depresyon yaratabiliyor. Çünkü orada yani sanal ortamda insanlar hep mutlu. Halbuki kendileri mutsuz. Bu da insanlarda öfke yaratıyor. Sosyal medyada, instagramda mutlu insanları görüp, eşiyle kavga eden insanlar var.
Şunu önemle belirtmek isterim ki sosyal medyayı bilinçli ve kontrollü kullanan insanlar dışında iyi niyetli olmayan eller sosyal medyada insanı yutar. Sanal bir ortamdır bu ve insanı çok rahat sömürebilir. Sahte doktorlar, sahte psikologlar, sahte diyetisyenler, sahte avukatlar, vb. Özellikle de blogger anneler çok tehlikeli. Kendilerini çocuk gelişim uzmanı sanan, psikolog sanan, sanan diyorum çünkü onlar kendilerini böyle yansıtıyorlar, bu kişilerden uzak durmak gerekiyor. Günümüzde bazı insanlar olmak istedikleri hayaller için başka insanlara zarar verebiliyor. Hep söylediğim gibi en ürkütücü duygu egodur.  

Egonuz sizi tuzağa düşürmek ister. Kanmayın. Ego alıcı karakterdir, hep sevilmek ister, her daim doyurulsun ister, hep haklı olmak ister, doyumsuzdur. Oysa siz, sevin, sevginizi hissettirin ve her ne olursa olsun hayata gülümseyin.

Peteğin Keyif Dükkanı: Eğitimi olmayan kişilerin kişisel gelişim adı altında psikolojik destek vermelerine ne diyorsunuz? 
İlkim ÖzDiploması olmayan, psikoloji bilim dalının lisans yani üniversite eğitimini almayan kişilerin, danışmanlık yapmaları tabi ki söz konusu olamaz. Bu kişilere baktığınız zaman, çoğunun sorunlu insanlar olduğunu görüyorsunuz. Ekranlara çıkıp "Davranış bilimciyim" diye de cahilce konuşabiliyorlar. Salt para kazanmak amacına odaklanmış ve insanın ruh sağlığıyla oynayan bu sahtekârlara insanlarımızın gitmemesi, prim vermemesi gerek. Ve şu koçluk meselesi de para tuzağı. Yaşam koçu, çocuk koçu, anne koçu, ders koçu vb gibi bilim dışı, mantık dışı bir trend de var. Son kitabım ''Celladına Aşık Olmak'' in giriş bölümünde de belirttim. Kendinizi ve ailenizi diploması olmayan ehliyetsiz kişilere emanet etmeyin diye. Çok zarar veriyorlar çünkü. Biliyorsun intihar olaylarına kadar tetiklenebiliyor kişiler. Daha bilinçli olmalı insanımız. Gittiği uzmanın diplomasını, eğitimini sormalı, araştırmalı. Sosyal medyada her takip ettiğine inanmamalı. Biliyorsun sahte İlkim Öz'ler bile çıktı. Internet üzerinden seans adı altında yazışmışlar insanlarla. 

Psikoterapi internet üzerinden olmaz. İnanmayın, kanmayın diye tekrar altını çizelim.

Petek'çim çok keyifli bir sohbet oldu. Dileğim şudur ki senin gibi duyarlı, çalışkan, topluma, gençlere faydalı, güçlü kadınlarımızın daha da çoğalması. Sevgiler...

Peteğin Keyif Dükkanı: Bu konu da zamanla bilinç kazanacaktır diye düşünüyorum, umarım ağır bedeller ödemeyiz! 
Uzun zamandır merak ettiğim soruları ne güzel açıkladınız. Ruhumuzu iyileştirmek, bilincimizi geliştirmek ve hayata gülümseyebilmek için sizlere çok ihtiyacımız var. Benim için söylediğiniz güzel kelimelerinize, takdirinize çok teşekkür ederim. Siz de sevgiyle kalın...


Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ




16 Aralık 2016 Cuma



Herkes sevdiğinden bir şeyler öğrenir, ve hiç unutmaz. Bir eğitimci olarak bunu iyi biliyorum. Ben de hala annemden çok şey öğreniyorum.

Benim yapamadığım çizgili keki annemin masasında görünce çocuksu bir edayla ''Anneee, bana da öğretir misin?'' cümlesi çıkıverdi ağzımdan. ''Tabii!'' dedi, '' Çok kolay!'' 

Kolay dedi ya hemen yapıveresim geldi. 

Teşekkür ederim anne, bana öğrettiğin her şey için! Sofralarımı süslemeyi, çiçekleri sevmeyi, yemek pişirmeyi, geleneksel yemeklerimizi öğrettiğin için de teşekkürler.

Çizgili Kek
Malzemeler:

4 adet yumurta
1 Su bardağı şeker
1 Su bardağı sıvı yağ
1 Su bardağı süt
Su bardağı un
1 Paket kabartma tozu
1 Paket vanilya
2 Yemek kaşığı kakao

Tarifi:

Yumurta şeker çırpıldıktan sonra diğer malzemeler sırayla eklenilerek hamur kıvamına getirilir. Hamur 2 eşit miktara bölünerek birine kakao eklenir. Yağlanmış tepsiye 1'er fincan sade ve kakaolu hamurdan tam ortaya gelecek şekilde sırayla dökülür. Hiç ara vermeyin! 180 derecede ısıtılmış fırında pişirin. Afiyet olsun.




Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ




19 Ekim 2016 Çarşamba




MİNE ATAMAN EKMEĞİ ANLATIYOR

Ekmek soframızın en vazgeçilmez gıdasıdır. Son yıllarda tüketilmemesi hakkında pek çok polemik konusu yapıldıysa da itibarı yüksektir; çünkü;  sadece mutfağımızda değil geleneksel kültürümüzde nimettir.
Ekmeğin başaktan yola çıktığı yolculuk ise ayrı bir hikayedir. İşte bu hikayeyi en güzel anlatan Mine Hanım ile tanıştım.
Kendisine ‘’Ekmeğe fısıldayan kadın’’ diyorlar. Aslında unlu mamüller danışmanı.
www.unlumamullerdanismanlik.com, www.ekmekatolyesi.net, subedestekuzmani.net sitelerinin ve mineatamanbread markasının sahibi. Yemek yazarı ve yiyecek içecek marka danışmanı. 

İşini, ekmeği, ekmeği anlatmayı nasıl sevdiğini kendisi ile sohbet esnasında daha iyi anladım. 
Ekmeğin bize nasıl ulaştığını keyif ile anlatıyor.
Blogumda konuk olduğu ve zaman ayırdığı çok teşekkür ederim.

Peteğin Keyif Dükkanı: 

Mine Hanım, sizin ile sohbet ederken bile ekmek hakkında öyle güzel bilgiler veriyorsunuz ki ben de blogumu okuyan, ziyaret edenler için paylaşmak istedim.
Biz ekmek konusunda en çok hangi yanlışları yapıyoruz? Tüketirken veya üretirken nelere dikkat etmeliyiz?

Mine Ataman:

Hayatımın 10 yılını profesyonel anlamda Türkiye’nin lider bir unlu mamüller markasını yöneterek geçirdim. Bu sırada her gün yaklaşık 200 bin ekmeği lezzet severlerle buluşturduk. Yapılan en büyük hata sanırım sıcak ekmeğin tercih edilmesi ve ekmeğin sağlıksız olarak zannedilmesi. Endüstri devrimiyle beraber kısa fermantasyona tabi tutulmuş yüksek maya oranına sahip ekmekler kısa sürede üretilip satışa sunuluyor. Maalesef tüketiciler de pofidik, sıcak ve parlak ekmeklerin çok lezzetli olduğunu düşünerek bu tür ekmekleri tercih ediyorlar. Bu tür ekmekler lezzet açısından da sıkıntılı, sağlık açısından da problemli. Çünkü sıcak ekmek yenildiğinde ekmek, mide ve bağırsak sistemlerimizden geçerken ekmeğin yumuşak yapısı dönüşüme uğruyor. Bu dönüşümde ekmek bağırsaklara zarar veriyor. Ekmeğin bağırsakta daha özümsenmesini istiyorsak sıcak değil, oda sıcaklığında dinlenmiş ekmek tüketmeliyiz.

Ekmek ve sağlık ilişkisini doğru anlatabilmek için ekmeğin Türk Gıda Kodeksi tarafından yapılan tanımını hatırlamakta fayda var.  
Buğday ununa; su, tuz, maya (Saccharomyces cerevisiae) gerektiğinde şeker, enzimler, enzim kaynağı olarak malt unu, vitalgluten ve izin verilen katkı maddeleri ilave edilip bu karışımın tekniğine uygun olarak yoğrulması, şekillendirilmesi, fermentasyona bırakılması ve pişirilmesi ile yapılan bir yiyecek türüdür.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere sağlıklı ekmeğin pek çok yönü var.   Öncelikle konuya ekmeğin hammaddesi olan buğdaydan başlamak lazım. Buğday şu anda genetiğiyle oynanmamış nadir bitkisel ürünlerden. Diğer taraftan özellikle bazı uzmanlar buğdayın türü ve kromozom sayısı hakkında yorum yapıyorlar. Geçmişten günümüze baktığımızda dünyada farklı kromozom sayısı olan bir çok buğday türü var. Bu gün de hala Türkiye’de 12 kromozomlu siyes ve kavılca buğdayları var. Bunun yanında 42 kromozomlu buğdaylar var. Ayrıca bu buğdaylara başka bir canlıdan gen transferi yapılmamış olup sadece iyi buğdaylar arasında döllenme ile verimli buğday türleri oluşturulmaktadır. Türkiye’de Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı olarak Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından tohum türleri  geliştirilmektedir. Bu tohumlar daha sonra çifçilere verilip üretim yapılmaktadır.  Buğdayda önemli olan iyi türlerin yetiştirilmesidir. Proteince zengin buğdaylar yenilen ekmek kalitesini de artıracaktır. 
Ekmek ve sağlık konusu ekmek üretimiyle de yakından ilgili bir konudur. Ekmeğin hijyen koşullarına uygun doğru yöntemlerle üretilmesi de gerekir.  Günümüzde bir çok fırın uygun olmayan koşullarda ekmek üretimi yapmaktadır. 



Peteğin Keyif Dükkanı: 

Son günlerde ekşi mayalı ekmek tüketimi çok popüler oldu. Bu konuda atölyeler, workshoplar yapılıyor. Her yerde görüyorum. Hepsi gerçek ekşi mayalı ekmek midir? Bu ekmeğin püf noktaları, faydaları nelerdir?

Mine Ataman:

Bir ekmeğin ekşi maya ile mi yoksa diğer maya türleri ile mi yapıldığını anlamak için biraz uzman olmak gerekir. Kaldı ki pek çok uzman da bunu anlayamayabilir. Bunu ancak toksikoloji raporlarıyla anlayabiliriz. Bunun için bir ekmeğin ekşi mayalı olup olmadığını anlamanın en iyi yolu çocukken mahallede aldığınız ekmeğin kokusu var mı yok mu buna bakın. Ekmek muntazam mı buna bakın – çok muntazam bir yapıya sahip ekmek muhtemelen katkı maddelidir- ekmeğin içinin nemli olması gerekir. Ekmek kırılırken kabuktan çıt sesi gelirken içinin lifli olması gerekir. Keskin bir şekilde ayrılmamalı liflerini görmelisiniz. En önemlisi de bildiğiniz fırınlardan ekmeğinizi alın. Diğer önemli bir konu ekmek aldığınız yeri ve ustayı araştırın. Ekmek ustalığı çok uzun eğitim ve deneyim gerektiren bir meslek. Bu anlamda sosyal medyada çok farklı oluşumlar var popüler bir alan olduğu için herkes ekmek yapı satmaya çalışıyor. Bunlara dikkat etmek gerekir.

Ekşi mayalı ekmekler sağlık açısından faydası anlatmakla bitmeyecek kadar çok. Folik asit açısından zengin olan ekmekler özellikle hamile kadınlar için çok değerli. 


Peteğin Keyif Dükkanı: 

Artisan Ekmek nedir Mine Hanım? Ekmek kültüründe önemli bir yeri var bu tanımın. Bilgi alabilir miyim?

Artisan diğer meslek kollarında olduğu gibi ekmek işinin sanatçısı. Ekmek zanaatkarı. Yıllarını bu işe vermeli. Geleneksel tekniklerle ekmek yapmalı. Mümkünse yerel buğday türlerini kullanmalı. Taş değirmende öğütülmüş buğdayları  kullanmalı. (Şu anda herkes taş değirmende öğütülmüş buğday kullandığını söylüyor halbuki Türkiye’de bu kadar çok taş değirmen yok yani bu unların değirmenlerde öğütülme imkanı yok). En önemlisi de gerçek bir usta olması. Hammaddeyi tanımalı, ekmek yapım sürecini, mayalama tekniklerini, pişirime tekniklerine hakim olmalı. Oysa son günlerde butik ekmek fırını açıp, 3 -4 tane ekmek çavdar ekmeği yapan, dükkanın içerisini butik dekore etmiş herkes artisan ekmekçi olduğunu iddia ediyor. Zamanla unlu mamüller geliştikçe artisan ekmek konusunda doğru yere oturacak. Ekmekçiliğin şöyle bir tarafı var, teknolojideki müthiş gelişmelere rağmen dünyada yapılan ilk ekmeklerle günümüzde yapılan ekmekler arasında çok az fark olması. Yani insan oğlu binlerce yıldır hemen hemen aynı yöntemle ekmek yapıyor. Sadece buğdaylar bir miktar değişti bir de buğdayların öğütülme aşamasında ki teknikler. 

Peteğin Keyif Dükkanı: 

Ekmekler ilgili son olarak ne söylemek istersiniz?

Mine Ataman:

Aslına bakarsanız ben ekmek konusunda biraz taraf tutuyorum sanırım. Bana göre ekmek sadece karın doyurmak için tüketilen bir besin maddesinden çok daha öte. Ekmek benim yaşam tarzım. Hayatımın çok önemli bir parçası. Yazılarıma hep söylüyorum. Her ekmeğin ustasına ve yiyene özel bir hikayesi vardır. Ekmek onu tüketen kişinin sofrasına kişilik bulur. Yakın zamanda eğitimlerine başlayacağımız ekmek atölyemizde aynı zamanda ekmek ve ekmeğin diğer yiyecek içeceklerle nasıl tüketileceğine dair sohbet etkinliklerimiz başlıyor. Bu etkinliklerde hangi ekmek hangi yiyecekle, hangi içecekle ve ne kadar tüketilmeli gibi konulara değineceğiz. Yine yakın bir tarihte on bin yıllık Anadolu ekmek sofraları adı altında mitolojik ekmek sohbetleri yapacağız.

Peteğin Keyif Dükkanı: 

Sohbetiniz ve paylaştığınız bilgiler için tekrar teşekkür ederim. 

Mine Ataman:

Ben teşekkür ederim hadi dışarı çıkalım ve kendi ekmek hikayemizi yazmaya koyulalım. Böyle vitamini bol bir nimet hayatımızdan, soframızdan hiç eksilmesin! Lezzetle kalın.




Keyif Dolu Günleriniz Olsun


Petek Uluğ







7 Ekim 2016 Cuma



Uzun bir tatilden sonra tekrar merhaba...

Yazacak, anlatacak çok şey vardı. Ancak; ara vermek şart olmuştu. Önce ben yorgundum. Yoğun bir dönem bitmişti. Sonra hepimiz, herkes yorgun düştü. Gündem değişmişti.


Yine yeniden paylaşılacaklar birikti. İlk yazım keyifli olsaydı hani blog adıma yakışsaydı daha iyi olurdu ama, olmadı... 


Bu kez eleştirenleri eleştiren bir yazı paylaşmak istedim.


Sizler de, son günlerde instagram ağırlıklı sosyal medya paylaşımları ile ilgili yapılan kişilik analizlerine kadar varan köşe yazılarını okumuşsunuzdur.


Tamam analizleri yapanlar da Türkiye'nin hatırı sayılır psikiyatri uzmanları ama bunu malzeme yaparak köşelerinden ağır bir dille bu kişilikleri yargılayanlara ne demeli?


Uzmanları tarafından sosyolojik veya psikolojik sonuçlar çıkarmak farklı, bu verileri alıp da profiller ile alay etmek, dalga geçmek farklı bir durum.


Özellikle yazılarda dikkatimi çeken şu cümleler kendim ile bağlantılı olmasa da  beni öyle şaşırttı ve üzdü ki!


Blog yazarı ve instagramer olarak sürekli bu sosyal ağların içindeyim, yetmedi medya iletişim okudum. Derslerimi çalışırken de, kullanırken de gözlemledim. Belki de bu eleştirel yazıların bana çok hoşgörüsüz yaklaşım gelmesi bu nedenledir.


Bakın neler demişler?


''Sen henüz TOKİ'den bozma evinin taksitlerini ödeyemezken, o fotoğrafları koyabilmek için yaptığın alışveriş taksitlerinden yüksek!'' ya da buna benzer bir cümle.


Nasıl da sosyal sınıf farkının altını çizen, alt/üst kültür ayrımcılığı yapan, gözüne sokan, yargılayan bir düşünce. Yani ''Haddini bil!'' diyor kendince! 


Belki de içinde bulunduğu, yaşadığı maddi sıkıntıyı paylaştığı bir fotoğrafa aldığı yorumlar ile içini ferahlatan insanlar vardır. Her bir beğeni ona terapi gibi geliyordur. Enerjisini yükseltiyordur. ( Böyle olduğunu söyleyen çok kişi tanıdım) Hiç kimseye zararı yok ki evinin köşesinden yaptığı cicili bicili paylaşımlarının.


Ne yani? Üst gelir sınıfının yaptığı paylaşımlar daha itibarlı, daha mı güvenilirdir? Onlara daha mı haktır?


E, onlar da görgüzüsüz, sonradan görme olmakla eleştirilmiyorlar mı?


Diğer bir eleştiri ise iş hayatı olmayan, çalışmayan ev hanımlarına yönelik yapılmış.


''Kocasını mutlu etmekten başka bir amacı olmayan ve sadece bu paylaşımları ile mutlu olan (kişillik sahibi olmayan) kadınlar! '' Bu ne demek?


Onunla mutlu oluyorsa o kadınlar kime ne! 


Kişilik sahibi olmanın veya olmamanın tanımı İg paylaşımı ile ölçülebilir mi?

Eğitim düzeyi yüksek, çalışan her iş kadının sağlam bir kişiliğe sahip olduğunu kim iddia edebilir ki?


Yönetici, idareci, CEO olarak çalışan kadınlardan egosal sorunlarını aşamayıp psikolojik girdaba girdikleri zaman o pembiş! paylaşımları yapan kadınların yerinde olmak istediklerini de biliyoruz.


O kocalar nasıl olur da bir şey demezlermiş?


Demiyorlarmış, ne güzel işte! Ahlaki bir sorun mu var ortada?


 O kocalar eşlerinin paylaşımlarına müdahale etseler bu kez daha farklı sorun çıkacak. Ne  yani instagram paylaşımlarına da mı karışıyorsunuz eşlerinizin diyeceksiniz?


 ''Kadınlar bu kadar taviz vermeyin eşlerinize!'' demeyecek misiniz?


 Eşim, ailem ile birlikte olduğumuz fotoğrafların paylaşımı konusunda ketum davranan, mahremiyet sayan ben de bazı hitabet şekillerinden hoşlanmıyorum, abartı buluyorum kabul! (Kociş, evinin  kraliçesi, prensesi, prensi,vb...)  ama kime ne? Bize ne?


 Bu arada eviniz, dekorunuz, yaşadığınız mekanlar pembe ve tonları ile bezeli ise hele bir  de yeni evli iseniz yine eyvah eyvah yandınız!


Her yer pembe olmuş ya bıkmış herkes. Benim evim pembe değil. Toprak tonlarında ama kendime yakıştırmadığımı başkasında beğenebiliyorum. Pembeyi seviyor diye neden alay edilsin ki profiller?


Toprak, beyaz, nude, siyah dekorasyondan hoşlanmayan birçok insan var. Onlar da ''İçimiz karardı off!'' diyebilirler.

Bu platformlar zaten farklılıkların sunulduğu paylaşım siteleridir.


Ahlaki, manevi, kültürel değerlerimizi rahatsız etmeyen farklı kişisel beğeniler, tercihler paylaşılabilir. Kimi eğlence için takip eder, kimi öğrenmek, fikir almak için...


Diğer bir eleştiri ise yeni gelinlere yapılmış!


Evli olan veya evlenmiş her kadın yeni gelin olma tabirini çok iyi bilir, özel günlerdir yaşantımızda, anılarımızda! Eve misafir davet etmek, akşam eşe hazırlanan özenli sofralar, yıpranmamış eşyalar, bembeyaz takımlar, henüz kullanılmamış havlular...


Bu özen bir hayat sürerse ne ala. Ama zamanla, zaman yarışı içinde bu özen kaybolabilir...


Bırakın yeni gelinler yeni döşenmiş evlerindeki özeni paylaşsın, özeni daha da artsın.


Şimdi benim aklıma takılan şu!

Hem eleştirip hem de neden takip eder ve ısrarla takipte kalırız ki?


Yine ikiyüzlülük yok mu? Bakın bu profillerin takipçi sayılarına, öyle yüksek ki!


E, ne oldu? Bırakın ozaman takibi, bu denli kişilik sorunu olan insanları neden takip ediyorsunuz madem?


Yok! İlla yargılayacağız, hoşgörmeyeceğiz.


Hiç ortada buluşmayacağız. ''OLABİLİR, ONUN ZEVKİ" demeyeceğiz.


Beğenmiyorum, takip etmeyeyim de demeyeceğiz ama röntgenlemeye devam edeceğiz.


Sosyal medya siteleri kullanılması zorunlu olmayan haber, iletişim ağı oldukları kadar eğlence, oyun alanlarıdır. Siz kendi medyanızı yaratabilir ve istediğinizin peşinden gidebilirsiniz.


Kaldı ki sosyal medya kullananlarının paylaşımlarını teker teker inceleyecek olursak kimsenin sağlıklı olmadığı ortada bu bilir kişilere göre.

Neden mi? Bakın kendi gözlemlerime dayalı sıralıyorum...


Lüks marka, mekan paylaşırsınız görgüsüzlük olur!


 Dış mekanlardan yemek paylaşımı yaparsınız ayıp olur!


Gezdiğiniz yerleri paylaşırsınız ''Hayat sana güzel olur!''


Aile, çocuk, mutluluk  fotoğrafı paylaşırsınız, nazar olur! 


Evcil hayvan fotoğrafı paylaşırsınız ''Evde mi? Aaa?, olmaz ki!'' olur!


Profil paylaşırsınız ''Aman fotoshoplu'' olur!


İdeolojik, sosyolojik, felsefik, Mevlevi paylaşım yaparsınız ''Aman, bıktık artık'' olur!

Siyasi paylaşım yaparsınız ''Burada da mı? Yeter, zaten haberlerden içimiz karardı!'' olur!


Kitap paylaşırsınız '' Kitap paylaşmak ile entellektüel olunmaz'' olur!


Keyifli Kahve, kahvaltı, çay sunumları paylaşırsınız ''Nasıl vakit buluyorsunuz böyle şeyler ile uğraşmaya?'' olur!


Makyajlı paylaşım yaparsınız '' Makyajsız çık da görelim'' iddiası olur!


Hastalığınızı, zor durumda olduğunuzu paylaşırsınız ''Duygu sömürüsü yapıyor'' olur!


Müze, sergi paylaşırsınız  ''Sıkıcı'' olur!


Gerekli ve önemli günlerde paylaşmanız gereken fotoğrafları paylaşmaz veya gecikirseniz ''Duyarsız, ruhsuz, ilgisiz'' olursunuz.


Çok ilgili, çok duyarlı olursanız da olmaz! Aman dikkatli olunuz!


Çok uzattım, daha da uzar gider...

Söylemek istediğim şu, kim hangi rengi, hangi kültürde hangi sunumla, hangi hitabet ile hangi dantel ile paylaşmak istiyorsa paylaşsın, inanın kimseye zararı yok!


Bir dantel parçasının bölücülükle suçlandığını görmedim.


Esas tehlike hoşgörüsüzlükte, ayrıştırmada, ayrımcılıkta...


Sosyal medyada dahi bunu başaramıyorsak tehlike gittikçe vahimleşiyor demektir!


Keyfi platformlarda bile bunu beceremiyorsak zorunlu toplumsal alanlarda demokratikleşmeyi nasıl başarabileceğiz ki?



( Fotoğraf alıntıdır) (Yukarıda anlattığım maddeler ile ilgili kendi profilim, sayfam adına hiçbir eleştiri almadım, ancak; ciddi gözlem yaptım.)


Keyif ve Hoşgörü Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ









26 Temmuz 2016 Salı


Eğer kahve ya da çay içmeyi keyif haline getirdiyseniz içme eylemini de bir ritüel haline getirirsiniz! Bunu ancak; kahve,çay bahane önemli olan seremoni keyfi diyenler anlar.(Japonya'da bir çay seremonisinde bulunmayı çok isterdim örneğin.) Durum böyle olunca kullandığınız fincanların ya da bardakların da önemi ve değeri artar. Hatta ben zamanla kahve fincanlarının tarihçeleri ile de ilgilenmeye başladım (Bunu ayrı bir yazıda paylaşırım sizlerle).


Bu tür sunumlarda fincanlar kadar yan aksesuarlar da çok önemlidir. Örneğin; tarihi özelliği olan, beni geçmişe götüren lokumluklar, şekerlikler ve demlikler çok keyif verir. Modern tasarımlarda da çok farklı, renk renk, eğlenceli çeşitlerini severim. Şık sunumlarda ise tercihim gümüştür. Ancak eskiye yolculuk yapmak istediğimde saray tarzı porselenlere bayılırım. Bayılınca da orijinal aksesuarları bulmak için yollara dökülüyorum.

         

Son birkaç yıldır İstanbul'a her gittiğimde uğramadan dönmediğim ve zahmetli de olsa pamuklara sarıp sarmalayarak getirdiğim porselenlerimi aldığım yer YILDIZ PORSELEN. Yıldız Parkı'nın içindeki yıldız porselenin imalat ve satış yeri olan fabrika hem müze olarak gezmek hem de keyifli bir alışveriş yapmak için harika bir yerdir.

Porselen ilgi duymayanlar için ise harika bir gezi parkı aynı zamanda. Hem de içinde köşklerin, sincapların bulunduğu.

Ayrıca Yıldız Porselen'in Beşiktaş'ta Milli Saraylar'a bağlı şubesi de var. Orada hediyelik eşyalar da bulabilirsiniz.

         
   

Burada belirli saatlerde rehber eşliğinde porselen imalatı hakkında bilgi alıp, izleyebiliyorsunuz. Benim esas ilgimi çeken bu porselenlerin sade ve sadece burada üretilmesi ve saray orijinallerinden ilham alınması.

Alışverişinizi yaptıktan sonra Şale Köşkü'nde kendinizi hangi sultan gibi hissedersiniz bilmiyorum ama ben her ziyaretim sonrası saltanatın seremonilerinden çıkıp İzmir'e porselenin yolculuğu ile dönerim.

                     
Fabrika/Müze Sultan 2.Abdülhamit'in sanata olan ilgisi üzerine 1891 yılında Yıldız Çini  Fabrika-i Humayünu adıyla açılmış.



Üretilen eserlerin tümünde orijinal damga ay-yıldız bulunur.


Bugün artık Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı bir kurum olarak hizmet vermekte.




Keyif Dolu Günleriniz Olsun


Petek Uluğ