BALKON - BAHÇE SEZONU AÇILDI

Sizlerle bahçe, balkon yazılarımda paylaşmıştım ne kadar dış mekan ortamlarını sevdiğimi. Şehrin içinde bile balkonum midyelerle, istiridyelerle doludur. Renk renk sardunyalarımı yazmaya gerek yok.

ERGUVAN VAKTİNDE ERGUVAN AĞACININ TARİHÇESİ

Ben bitmekte olan bu Nisan ayını çok severim; erguvan ayıdır benim için. Ancak, bu güzel ağaç İzmir'de çok azdır yani sayılıdır. Düşündüm ve fark ettim ki ben onların İstanbul'da Boğaz sırtlarını süslemesini severim.

BUGÜN SENİN BAYRAMIN ÇOCUĞUM

Bugün bayramların en sevimlisi, en şenliklisi. Bugün hepimiz çocuğuz sanki! Belki çocukluğumuzun bayramları kalmadı artık ama ülkemizin çocuklarına hediye edilen bir bayram var bu topraklarda!

NAZAR BONCUĞU NASIL ÜRETİLİR ?

Sizlerle ilk tanıştığım zaman paylaştığım gezi yazılarımdan biridir İzmir - Kemalpaşa - Nazarköy. Bu köy bana adından dolayı olsa gerek hiç de köy gibi gelmez. Küçüktür ve sanki orada yaşayanlara da hiç nazar değmez, kem göz görmez..

26 Temmuz 2016 Salı


Eğer kahve ya da çay içmeyi keyif haline getirdiyseniz içme eylemini de bir ritüel haline getirirsiniz! Bunu ancak; kahve,çay bahane önemli olan seremoni keyfi diyenler anlar.(Japonya'da bir çay seremonisinde bulunmayı çok isterdim örneğin.) Durum böyle olunca kullandığınız fincanların ya da bardakların da önemi ve değeri artar. Hatta ben zamanla kahve fincanlarının tarihçeleri ile de ilgilenmeye başladım (Bunu ayrı bir yazıda paylaşırım sizlerle).


Bu tür sunumlarda fincanlar kadar yan aksesuarlar da çok önemlidir. Örneğin; tarihi özelliği olan, beni geçmişe götüren lokumluklar, şekerlikler ve demlikler çok keyif verir. Modern tasarımlarda da çok farklı, renk renk, eğlenceli çeşitlerini severim. Şık sunumlarda ise tercihim gümüştür. Ancak eskiye yolculuk yapmak istediğimde saray tarzı porselenlere bayılırım. Bayılınca da orijinal aksesuarları bulmak için yollara dökülüyorum.

         

Son birkaç yıldır İstanbul'a her gittiğimde uğramadan dönmediğim ve zahmetli de olsa pamuklara sarıp sarmalayarak getirdiğim porselenlerimi aldığım yer YILDIZ PORSELEN. Yıldız Parkı'nın içindeki yıldız porselenin imalat ve satış yeri olan fabrika hem müze olarak gezmek hem de keyifli bir alışveriş yapmak için harika bir yerdir.

Porselen ilgi duymayanlar için ise harika bir gezi parkı aynı zamanda. Hem de içinde köşklerin, sincapların bulunduğu.

Ayrıca Yıldız Porselen'in Beşiktaş'ta Milli Saraylar'a bağlı şubesi de var. Orada hediyelik eşyalar da bulabilirsiniz.

         
   

Burada belirli saatlerde rehber eşliğinde porselen imalatı hakkında bilgi alıp, izleyebiliyorsunuz. Benim esas ilgimi çeken bu porselenlerin sade ve sadece burada üretilmesi ve saray orijinallerinden ilham alınması.

Alışverişinizi yaptıktan sonra Şale Köşkü'nde kendinizi hangi sultan gibi hissedersiniz bilmiyorum ama ben her ziyaretim sonrası saltanatın seremonilerinden çıkıp İzmir'e porselenin yolculuğu ile dönerim.

                     
Fabrika/Müze Sultan 2.Abdülhamit'in sanata olan ilgisi üzerine 1891 yılında Yıldız Çini  Fabrika-i Humayünu adıyla açılmış.



Üretilen eserlerin tümünde orijinal damga ay-yıldız bulunur.


Bugün artık Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı bir kurum olarak hizmet vermekte.




Keyif Dolu Günleriniz Olsun


Petek Uluğ

14 Temmuz 2016 Perşembe


LYS  TERCİH DÖNEMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER!
LYS 2016  tüm alan sınavları ile tamamlandı. Binlerce öğrenci ve ailesi ‘’Çok şükür!’’ dedi, eminim. Son yıl hatta son birkaç yıl yaşadıkları sıkıntılı süreci bu yoldan geçenler çok iyi bilirler.
Öğrencilik hayatının en keyifli yılı olması gerekir iken ‘’Bitse de kurtulsak!’’, ‘’Üniversiteye bir kapak atsak da rahatlasak!’’ yılıdır aslında.
Lise mezuniyet töreninde kepini fırlatan öğrenci adeta ‘’Yeterrr!’’ diye bağırır.
Hepimiz; eğitimcisi, öğrencisi, velisi ile beraber bu çarkın içinde döner dururuz.  Eksiklerin, yanlışların altını çizsek de çarkın dışına çıkamayız.
Neyse; şimdilik geçmiş olsun. Ama maraton henüz bitmedi!
Maratonun ikinci etabı başlıyor.
İşte bu etap benim yıllardır tecrübelerim ile sabitlenmiş kısmıdır. En az hazırlanma süreci kadar hayatidir, özen ister.
HANGİ ÜNiVERSİTE? HANGİ BÖLÜM? HANGİ MESLEK?
NASIL VE NEYE GÖRE TERCİH YAPALIM?
Her yıl bu dönem bu konuyu blogumda ve köşemde anlatıyorum.
Bana danışanlara, fikrimi soranlara yardımcı olmaya çalışıyorum naçizane.
Şimdi lafı fazla uzatmadan net olarak yazıvereyim.


Önce  AİLELERE
  1. Lütfen üniversite eğitimine hazırlanan çocuğunuza TEOG sınavından çıkmış muamelesi yapmayın. Yani; lisans eğitimi 18 yaşını bitirmiş öğrencinin kendi mesleki seçimini yapabileceği bir yaştır. Onların kendi ilgi, alaka, beceri, yetenek ve başarı kriterlerine göre seçim yapabileceği gerçeğini unutmayın.
  2. Sizin yetiştirmiş olduğunuz gençlerin neler yapabileceğini veya yapamayacağını bilerek, kabul ederek kararlarına saygı duyun,  destek olun. Kendi hayalinizdeki meslek veya iş gruplarını onlara dayatmayın!
  3. Sizin yaşadığınız şehirde kalmaları (Ekonomik neden yok ise!), bulunduğunuz şehirdeki üniversitelerde eğitim almaları için onları zorlamayın, manevi sorumluluk yüklemeyin, ailevi baskıdan uzak durun!

Aileden uzak bir şehirde tercih yapacaklarsa; bu kez bu konunun önemini ve sorumluluklarını çok iyi anlatın!


  1. Yapacakları tercihlerin yanlış karar olduğunu düşünüyorsanız; ki onları en iyi siz tanırsınız, doğru örnekler göstererek, neden ve sonuçlarını çok iyi anlatın. Bu konuda tecrübeli kişi ve uzmanlar ile irtibata geçmesini ve ileride karşılaşacakları sorunları görmesini sağlayın. Ancak; aksi yönde bir baskı uygulamayın, çatışmayın!


  1. Tercih döneminde siz de elinizi taşın altına koyun. Tercih listesindeki her üniversite, bölüm hakkında araştırma yaparak onlara rehberlik yapın. İşin uzmanı olmanıza gerek yok! En iyi öğretmen öncelikle anne babalardır!


Bu dönemin sorumluluğunu sadece onlara yüklemeyin, her kararından, seçiminden haberdar olun!


Şimdi GENÇLERE


  1. Artık kararlarınızı ve sorumluluğunuzu kendinizin alacağı bir dönemdesiniz. Akademik yaşam sizi bekliyor. Yapacağınız her tercih sizin mutlu, başarılı birey veya mutsuz, isteksiz, ne istediğini bilmeyen kişi yapacaktır. Öncelikle kendinizi iyi tanıyın, hangi konuda başarılı/başarısız olabileceğinizi dürüstçe itiraf edin. Sadece puanınız yetiyor diye yanlış tercihlerden uzak durun. Açıkta kalmak korkusuyla hayat boyu sizi mutsuz edecek bir meslek seçmeyin!


  1. Eğitim almak istediğiniz bölümün hangi üniversitelerde hangi olanaklara sahip olduğunu, akademisyen kadrolarını, mezuniyet sonrası iş olanaklarını çok iyi araştırın. İlgili bölümün, üniversitenin mezunları ile irtibata geçerek, ileriye dönük planlarınızdan bahsedin. Aklınızdaki soruları sorun, öğrenin.


  1. Hiçbir üniversite ve meslek için ön yargılı olmayın. Geleneksel meslek gruplarının içinde kalmayın. Geleceğin mesleklerini de araştırın, ileriyi görerek, vizyonunuzu geniş tutun! Yurt dışı olanakları, farklı çalışma alanları konusunda bilinçli olun!


  1. Kız/Erkek arkadaşınızdan, arkadaşlarınızdan ayrı kalmamak adına duygusal seçimler yapmayın! Tercih listenizi aileden kaçış olarak değerlendirmeyin!


  1. Tercih döneminde yazacağınız üniversiteyi/üniversiteleri imkan varsa mutlaka yerinde ziyaret edin. Fiziksel, bölgesel şartlarını da tanıyın! Kampüslerini gezin! Üşenmeyin! İnternet üzerinden araştırmalar sizi yanıltabilir! Sanal ile gerçek farklıdır, unutmayın!


Mutlu ve başarılı olacağınız meslekleri yapabilmeniz dileğimle yolunuz açık olsun…


11 Temmuz 2016 Pazartesi


Sizlerle burada ilk buluştuğum günlerde kahve keyfi yazım ile blog yazmaya başlamıştım. Çünkü beni anlatan bir yazı olsun istemiştim, hayatımın içinden. Günün kahvaltı keyfinden sonra kahve vardır her zaman. Güne onunla başlayıp onunla bitirmeyi mutluluk sebebi sayarım. O kadar anlamlı ve o kadar basit işte!

Aslında itiraf edeyim kahve ritüeldir benim için. Şık porselen bir fincanda yanında minik çiçeklerle ikram edilen veya ikram ettiğim kahve sadece hazmı kolaylaştıran bir içecek olmaktan çıkar, görsel sunum halini alır. Hele yanında Türk lokumu, çikolata gibi ağız tatlandırıcılar da varsa ne güzel olur. Çoğu kez geleneksel sunumu tercih ederim. Sanki itibarına daha çok yakışır!
Kimileri için detaydır bunlar. ''İçme dahi iyi'' bile diyenler olabilir. Ama adı üstünde keyif işte.


Meraklısı olunca kahvenin kültür tarihi, kahve fincanlarının tarihçesi ilgimi çeker, araştırırım. Zamanla farkında olmadan fincan koleksiyonum bile oluştu.
Gittiğim her yerden fincan toplar, hatıra olarak fincan ve çeşit çeşit kahveler alırım. Araştırma sonuçlarına göre öğrendiklerimi kısaca sizlerle paylaşmak istedim, kahve içerken beni hatırlar, hatta fincanların da dili olduğunu fark edersiniz.

KAHVENİN TARİHSEL YOLCULUĞU:

                 

Kahvenin Türkiye'de kabul görmesi ilk Osmanlı Dönemi medrese öğrencileri dönemine dayanır. Öğrencilerin uyanık kalmasını sağlamak amacıyla içilirdi. Sufi dervişlerinin çok beğenmesi üzerine kahve gittikçe kabul görmeye başladı. Arabistan'a kahveyi Türkler götürür, 2. Viyana kuşatması ile Avrupa'ya yayılır. Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra tüm dünyada Türk kahvesi olarak bilinir ve tek Müslüman içkisi olarak kabul edilir.

İstanbul'a kahvenin gelişi ile beraber Türk edebiyatında bu güzel içeceğe adanmış sözler, şiirler de görülmeye başlanır.

'' Burnu Fındık 
Ağzı Gayfe Fincanı
Şeker Mi Şerbet Mi
Bal Acem Kızı ''

SARAYDA KAHVE KÜLTÜRÜ:

Sarayda kahve ikramından önce misafirlere gül kokulu lokum ikram edilirmiş. Neden? Padişahı görecek olmaları sebebiyle aşırı heyecandan kan şekeri yükselen misafirleri sakinleştirmek için.


İçeriye kabul edilen kişi mevkisine göre yerini aldıktan sonra, kahve seremonisi başlarmış. Kahveci cariyesi tarafından ikram edilen kahve sırma işlemeli kadife veya atlas kahve örtülerde sunulur ve davetli sayısı ne kadar fazla olursa olsun ikişerli olarak, misafirlerin gözlerine bakmadan ikram edilirmiş.

FİNCAN RENKLERİNİN ANLAMLARI:
  
Rivayete göre Osmanlı Döneminde fincan renkleri bir dönemi temsil ederdi.


16.Yüzyıl doğuş döneminde pembe ve mavi fincanlar kullanıldı. (Tıpkı yeni doğan bebeklerde yeniliği, dünyaya gelişi temsil etmesi gibi).

 17.Yüzyıl yükseliş döneminde mercan kırmızısı görülüyor.

 Kanuni döneminde sarayda lacivert fincanlar kullanılmaya başlıyor.

 Saltanatın zirvede olduğu dönemde ise yeşil renkli fincanlar ağır basıyor.

 Ayrılığı simgeleyen sarı renkli fincanlar ise imparatorluğun veda yani çökme döneminde ikram ediliyor .

''Ya kahvesini içtiğim dost, hepsinin hakkı yok mu bende'' Cahit Sıtkı Tarancı

     

Kahve sunumunda kullanılan ilk fincanlarının üstü dar, aşağıya doğru genişti. Böylece köpük dağılmazdı! Daha sonra Fransız kültürünün etkisiyle silindir, üstü geniş fincan modelleri kullanılmaya başlandı.

Ancak esas olarak Türk kahve geleneğinde fincanlar kulpsuz olarak kullanılırdı. Sıcak kahvenin el yakmaması için fincan zarfa konulurdu..

Peki Paşa kahvesini duydunuz mu?

Cezvede su ve kahve aynı anda kaynatılırken içine bir miktar kül katılır, telve dibe çökene kadar bekletildikten sonra içilir. Özellikle, vakti zamanında eski konaklarda çok tercih edilen pişirme yöntemidir paşa kahvesi.

Kahve kültürüne ait deyimlerimiz size hiç yabancı gelmeyecektir.

''Bir acı kahvemizi içmez misiniz?''
''Aman efendim daha fincan bile soğumadı''
''Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır''
''Kahvesi içilmek''
''Kahveniz nasıl olsun?''



Bol Köpüklü Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ





Kaynak: ''Kahveniz nasıl olsun?'' Beşir Ayvazoğlu, Google


25 Haziran 2016 Cumartesi


Yaz tatilleri başladı. Önümüzde bayram tatili var. Evcil hayvanlar ile hayatı paylaşanlar bilir; tatil dönemleri can dostlarımız için sıkıntılıdır.

Nasıl çocuğunuzu bırakıp tatile çıkmak tercih edeceğiniz bir şey değilse, can dostlarınızdan ayrı tatil geçirme planları da öyle birşeydir işte. Duygusal huzursuzluk, siz yokken ona kimin bakacağı sorunu ile birleşince çoğu kez tatil planlarından fedakarlık etmek zorunda kalırsınız. Onları gözünüzün arkada kalmayacağı güvenilir bir yere bıraksanız da bu kez dönüşünüzde sizi kaprisli, küskün, yüzünüze bakmayan bir dost karşılar.

Bu konu nedeniyle uzun yıllar başbaşa bir otele gidip kalamayan, tatile çıkamayan çiftler, aileler tanıyorum. 

Bizim de evimizde can dostumuz var ve birçok restoran, kafe, pastane, otel mekanlarımızı  ona göre programlıyoruz artık. Tabii bunu yaparken fedakarlık yapıyoruz gibi hissetmiyoruz, isteyerek, severek tercih ediyoruz, çünkü; onunla beraber olmak ve zaman geçirmekten mutluyuz.


Onları kabul eden hatta özel mama ve oyuncaklarla karşılayan yerler bile var! Bu mekanlara teşekkürlerimi borç bilirim.

Şimdi irtibata geçerek bilgi aldığım, araştırdığım otellerin listesini paylaşayım sizlerle. (Yine de gitmeden önce iletişim kurmakta fayda var. Ben ısrarla, iki kez telefon konuşması yapıyorum. Çapraz sorgulama gibi, hani bir terslik olursa diye, siz bana bakmayın!)

Belki o istikametteki tatil yörelerine giderseniz, işinize yarar, saatlerce google araştırması yapmazsınız. Benim de bizzat kaldığım, tanıştığım ve çok mennun ayrıldığım oteller var bu listede!

 Bazıları ek ödeme talep ediyorlar! Aklınızda olsun.

-Naturland Country Kemer - Antalya

-Kalamar Otel Kalkan - Antalya 

-Petro Club Holiday Village Side - Antalya

-Sirene Golf Resort Belek - Antalya

-Sürmeli Çukurova - Adana

-Aksan Otel - İzmir

-Albano Otel - İzmir

-Club Ilıca Hotel Çeşme - İzmir

-Dekim Hotel - İzmir

-Denizatı Tatil Köyü Gümüldür - İzmir

-Hotel Delmar Ilıca Çeşme - İzmir

-Hilton Otel - İzmir

-Grand Hotel Mercure - İzmir

-Asos Eden Gardens Ayvacık - Çanakkale

-Asos Terrace Motel Ayvacık - Çanakkale

-Mart Resort Hotel Marmaris - Muğla

-Alabanda Hotel Bodrum - Muğla

-Anfora Otel Bodrum - Muğla

-Kaya Pansiyon Bodrum - Muğla

-Antik Hotel Dalyan - Muğla

-Jenny's House Marmaris - Muğla

-Kale Otel Pamukkale - Denizli

-Kent Otel Yenişehir - Ankara

-Anemonia Otel Anamur - Mersin

-HiltonSa - Mersin

-Altınkum Motel Babakale - Çanakkale



Keyif Dolu Günleriniz Olsun

Petek Uluğ




10 Mayıs 2016 Salı


Burası Necati Cumalı'nın Urla'da bulunan Anı ve Kültür Evi

Ege'nin en keyifli ilçelerinden biridir Urla. Ancak; Yanıbaşındaki Çeşme'nin gölgesinde kalmış gibi gelir bana hep. Belki de bu nedenle burada doğup, büyüyen ünlü edebiyatçı, oyun yazarı ve şair Necati Cumalı'nın bu müze evini pek bilenler yoktur.

                                    

Geçen haftasonu Urla Enginar Festivali ardından sakinleşen sevimli ilçede edebiyat günü yapmak istedim ve kendimi burada buldum. 

Evinin odalarında yaşanan onca anıların içinde bir okadar da ödüller, plaketler, film afişleri bulunuyordu. Necati Cumalı'nın doğduğu ve daha sonra eşi ile beraber yaşadığı bu taş evde kendinizi edebiyat tünelinde hissediyorsunuz.

                                        

Edebi kişiliğinin yanı sıra avukatlık da yapan Cumalı'nın bazı kişisel eşyaları sergilenirken, zemin katta bulunan bir odası da halen ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.





  Yazarın filme çekilmiş eserleri afiş olarak evinin duvarlarını süslüyor. Bunlardan bazıları benim de severek seyrettiğim filmlerdir. 



1963 yılı'nda Urla'da çekilen bu film 1964 Berlin Altın Ayı ödülünü kazandı.

 

Anı evinin bahçesinde resim sergilerini de ziyaret edebilir, bahçesinde soluklanabilirsiniz.

Adres: Necati Cumalı Cad. Merkez, Urla, İzmir 

Tel: 0212 754 53 70

                  
Keyif Dolu Günleriniz Olsun...

Petek Uluğ